MÜSVEDDE DEMİŞKEN!

 Metin Akpınar! Fikri, siyasi görüşü ne olursa olsun 7’den 70’e tüm Türkiye’nin saygı duyduğu usta isim… Türk sinema ve tiyatro tarihinin yetiştirdiği en önemli isimler arasında bize son kalan değerlerden… İstanbul Üniversitesi Hukuk ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültelerinden mezun, eğitimi ve bugün hala severek izlediğimiz eskimeyen eserleriyle el üstünde tutulması gereken örnek insan. Ve Müjdat Gezen! Kendini halkına adamış, ne olursa olsun doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen dürüst, eşitlikçi ve cesur sanatçıların nesli tükenen örneklerinden. Aynı zamanda genç yeteneklere ışık tutan bir eğitimci. Topluma değer katmak ve üretmek dışında bir gayeleri olmayan bu iki büyük isim hakkında ‘’Örgütlü Suçlar’’ kapsamında soruşturma başlatılmasını tek kelimeyle niteleyecek olursak, ‘’utanç’’ deriz! Yılların sanatçısı, duayen Metin Akpınar’a sanatçı müsveddesi diyerek hedef gösterenlere elbette bizim de sormak istediğimiz birkaç soru var! Bir; sanat toplum içindir diyerek sanatı toplum çıkarları ve halkın çıkaramadığı ses olmak için bir araç olarak kullanan, bu amaçla üreten, yaratan insanlar mı sanatçı müsveddesidir yoksa sözde sanatlarını ceplerini doldurmak için kullanan her devrin adamı saray soytarıları mı müsveddedir? İki; sanattan bi’ haber, her türlü sanatsal faaliyetin önünü tıkayan, sanat mecralarını kapatan, sanatçıların sanatlarını icra etme özgürlüklerini elinden alan birinin gerçek bir sanatçıya ‘’sanatçı müsveddesi’’ yaftasını yapıştırması gerçeği değiştirir mi?

‘’Yasak ne yasak ne, uysak ne uymasak ne!’’. Türk sinemasının unutulmaz ikilisi Zeki-Metin’in Devekuşu Kabaresi’nin efsane oyunu ‘’Yasaklar’’ın bir kuşağın dillerine pelesenk olan sözlerinden sadece biri. Haldun Taner’in öncülüğünde Metin Akpınar, Zeki Alasya ve Ahmet Gülhan tarafından 1967’de kurulan Devekuşu Kabare’de oynanan toplumsal ve siyasal taşlama üzerine oyunlar o dönemin Türkiye’sinin 2018 Türkiye’sinden ne kadar ileride olduğunu kanıtlar nitelikte! Her alanda ifade özgürlüğünü mumla aradığımız şu günlerde böyle oyunların sahnelenmesini bir kenara bırakın sadece tek bir cümleyle gözaltına alınan ve senelerce hapis yatan yazarlar, sanatçılar ve siyasilerin sayısı günümüzün en acı gerçeklerinin başında. Bundan 30 yıl öncesinde siyasiler eleştirildikleri hatta tiye alındıkları oyunların bir sonraki gösterimlerini en ön sıralardan izlerken şu an sanata ve sanatçıya tahammülsüzlük ne yazık ki hat safhada. Bu da yetmezmiş gibi yıllarca filmleriyle büyüdüğümüz değerli sanatçıların sadece muhalif oldukları için ya da ortada hiçbir sebep olmaksızın hedef gösterilmesi ve halka her daim eserlerinde sevgiyi aşılamaya çalışmış bu isimlerin halk tarafından linç edilmesini sağlama çabaları da son dönemlerde sıkça karşılaştığımız tavırların başında geliyor. Bu da sanatın yarattığı sevgi, eşitlik ve tahammül ortamının tam tersine siyasilerin ülke insanı üzerinde yaratmaya çalıştığı sevgisizlik, ayrıştırma ve kaos ortamının açık bir örneği. Bu anlamda temennimiz ise gerçekten sevgi ve eşitlikten yana olanların sayısının kaostan beslenen sevgisiz insanlardan daha fazla olması!

Son olarak olayın çıkış noktasına gelecek olursak; Halk Tv’de yayınlanan ‘’Halk Arenası’’ programına katılan usta isim Metin Akpınar’ın demokrasi üzerine söylediği şu sözler geliyor; ‘Bireylerin özgür iradesiyle geleceklerini tayin edebildikleri bir rejimdir demokrasi. Oraya ulaşabilirsek ne ala kavga dövüş olmaz biz bu işin içinden çıkarız. Ulaşamazsak her faşizmin karşılaştığı gibi belki liderini ayağından asarlar, belki mahzenlerde zehirlenerek ölür, belki adı geçen başka liderlerin yaşadığı gibi kötü sorunlar yaşayabilir ama bize yazık olur´. Peki bir sanatçının faşist rejimlerde diktatörlerin sonu ile ilgili söylediği bu sözleri ısrarla diktatör olmadığını söyleyenler neden üzerine alınıp derhal gözaltı kararı çıkarttırıyor? Aslında bütün cevaplar sorularda gizliyken ülkenin bu hali için son sözler yine Metin Akpınar’dan gelsin: ‘Yalan yok! Bu ülkeden utanıyorum. Bu ülkenin aydın geçinenlerinden utanıyorum. Burunlarının dibinde bir halk katledilirken kör olanlardan utanıyorum. Pişkin pişkin uydurma terörizm edebiyatı yapan devlet büyüklerinden utanıyorum. Güce tapan sıradan insanlardan utanıyorum. Yalan yok! Halkların kardeşliğini göstermesini bilmeyenlerden utanıyorum. Eski zamanda kahraman olmuş, ama şimdiki zamanda iktidarın kölesi olmuş solcu artıklarından utanıyorum. Hırsızlığa göz yuman bu ülkenin savcılarından utanıyorum. Yalan yok! Haksızlığı haklılık gibi gösteren iktidar medyasından utanıyorum. Dini ahlak kalkanı olarak kullanan, özel yaşamlarında rezillik sultanı olanlardan utanıyorum. Yalan yok! En fazla neden utanıyorum biliyor musunuz? Yüreklerinde bir damla sevgi kırıntısı olmayanların sevgi sözcüğünü devamlı kullanarak o değerli şeyi eskitmesinden utanıyorum. Yalan yok! Bu ülkenin sessizliğinden utanıyorum!...’’. Önümüzdeki dönemde daha güçlü, haksızlıklara karşı sesi daha gür çıkan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın demeyen bir ülke temennisiyle şu hatırlatmayı da yapalım: ‘’Hiçbir kitap, firavunun zaferiyle bitmemiştir ve tarihte hiçbir Hitler galip gelmemiştir!’’.

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL