MUHTURA MI DARBE Mİ?

En karanlık dönemeçlerden birisidir 28 Şubat! Meclise giren, hiçbir partinin tek başına hükümet kuramadığı, birbirlerine derinden ihtiyaç duyulan bir sürecin ardından, Refah Yol koalisyonunun kurulma süreci ve dönemine ait çalkantılı, karanlık bir süreç.

Erbakan Başbakanlığı’nda, Çiller’in Başbakan Yardımcılığı’nda kurulan, kuruluş aşamasında dahi sakat doğan, siyaset tarihinde bir sürü şaibeli süreçle anılmasına damga vuran, geleceği de derinden etkileyecek köşe taşlarının döşenme süreci.

İlk kurulduğu günden itibaren mercekleri üzerine çeken, yer yer gizli kapılar ardında, çoğunluğunda da alenen izlenen, gözlenen, kendi içlerindeki siyasetçilerce de sürekli toplumu germe başarılarıyla dolu Erbakan Hükümeti.

İlk yurt dışı seyahatlerinin bir ayağı olan Libya’daki basın toplantısında, kameralar önünde Kaddafi tarafından Türkiye’nin Kürtlere karşı sert tavrı nedeniyle sertçe fırçalanan tavrı ve buna karşı sessizlikle suçlanan sürecinin ardından, askeriyenin diğer partileri sertçe uyardığı rivayet edilen bir dönemin kaçınılmaz sonuçları da olacaktı elbette.

Ankara’nın göbeğinde, Sincan’da Kudüs Anması gecesine İranlı şeriat yanlısı bir liderin konuşmacı olarak davet edilmesi sonrasında Sincan’da tankların “eğitimden dönerken” meydandan geçmesine yol açmıştı.

O dönemin DYP’li Milli Savunma Bakanı bir demeç verecek ve RP’ne güvenmediğini deklare edecekti. Üzerine Şevki Yılmaz, Hasan Mezarcı gibi RP kadrolarından sert ve de toplumda infiale yol açan konuşmalar hem Refah Yol’un sona doğru sürüklenmesine hem de ülkede derin çatlaklara doğru götürecekti.

Askerlerce sık sık ilticayı kışkırtmak, finanse etmekle itham edilecekler, bir yandan da Başbakanlık Konutu’nda Azzimendi Şeyhi de dahil olmak üzere tüm tarikatlara iftar yemekleri verilecekti.

Sivas Üniversitesi’nde hemşirelik birincisi öğrenci, baş örtülü olduğu için salona alınmayacak, sonra milletvekili de seçilen Nur Serter’in rektör yardımcılığı yaptığı İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olan örtülü kadın öğrencilerin eğitim hakları ellerinden alınacaktı. Bu sebeple kitlesel dayanışmalar başlayıp, tutuklamalara dönüşmekle beraber de günlerce kadın öğrencilerin başı çekmesiyle uzun süre Beyazıt Meydanı’nda oturma ve işgal eylemlerine geçilecekti.

Susurluk Skandalı’nı, irticayı, yeşil sermayenin palazlandırılmasını, askerlerin sert tonda uyarıları ve “balans ayarlaması” sonucu 9 saat sürecek Milli Güvenlik Kurulu’na doğru evrilecekti Erbakan Hükümeti.

Sonraki yıllarda o günün MGK’sının muhataplarının ardından, “5 saat boyunca askerler sürekli ve sert tonda konuştu” diye anlatılacak, “Erbakan’a ecel terleri döktürüldü” denecekti. Askerler onlarca kalın klasörle gelecekti toplantıya. Rutini olan, basına da deklare edilen MGK Bildirgesi imzalanması tamamlanmayacak, Erbakan ültimatom içerek taslağı yaklaşık 1 hafta sonra imzalayacaktı. Çaresizliğinin sonucunda dönemin parti başkanları Baykal, Ecevit ve Yılmaz’dan destek arayacak, bulamayacaktı. Türk-İş, Disk gibi işçi ve işveren örgütleri, çeşitli meslek odaları bir araya gelip ülkedeki atmosfere dair kaygılarını basın toplantısında anlatacaktı. Erbakan-Çiller hükümeti çıkmaza girerken, bir yandan da Çiller iyice ortağını baskı altına alacaktı. Bir hafta sonra imzalanması da sorunların çözümüne yol açmamıştı.

Partinin kapatılması için davalar açılacak, bir kısım halkın “dini değerlerini tehdit etmek, şeriat düzenini getirmeye yönelik faaliyetler” gerekçesiyle de 6 ay kadar sonra kapatılacaktı.

Kapatılmadan önce iyice çıkmaza giren Erbakan, Cumhurbaşkanı Demirel’e istifasını sunacak fakat koalisyon kurulurken ortağı Çiller ile dönüşümlü Başbakanlık anlaşması, Demirel tarafından tanınmaması ile sonuçlanacaktı. Demirel görevi Yılmaz’a vererek ANAYOL-D Hükümeti’nin kurulmasını sağlayacaktı. Yılmaz ve Çiller koalisyonuna Ecevit dışarıdan destek vermişti.

Çiller’in örtülü ödenek soruşturmasının Erbakan’ın kayıp trilyon davasını, Deniz Feneri ve nice kirli süreci de içinde barındıran 28 Şubat’a kadar götüren, derin şaibeleri ile mafya-siyaset iş birliği gölgeleriyle dolu, karanlık kilometre taşlarının etkisinde bir dönem de kapanırken, bir başka karanlığa kapı açtı.

Emperyal güçlerin komünist blok ve yayılmaya panzehir olarak beslediği yeşil sermaye ve politikalar başta Orta Doğu ve dolaylarında halen hayatlarımızı cehenneme çevirmeye devam ediyor.

28 Şubat’ın mağdurları, görmedikleri toplumsal işkenceyi ele geçirdikleri iktidarlar döneminde, bitmeyen “kindar nesil”leri eliyle kat be kat fazlasıyla hele de dillerine doladıkları mağduriyetlerinden de daha fazla mağdur ederek devam ediyorlar.

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL