METROPOL

 Her sabah binlerce insanın bir araya geldiği kaos ortamı: metrobüs durakları… Yaşanan mücadele sonucu işe gitmek için bindiğim metrobüsün ön kapısında, cama yapışmış vaziyette durakları geçerken gözüme çarpan (!) daha doğrusu görmek zorunda kaldığım kocaman billboardlar´da bir hava yolunun dünyanın en çok ülkesine uçan havayolu olduğu ilan edilmiş. Panodaki fotoğraflar ise uçsuz bucaksız lavanta bahçeleri, plajlar vs. Birkaç durak sonra başka bir billboard. Bu sefer de mükemmel fiziği, gülüşü, saçlarıyla bir kızımız el sallıyor panodan. Başka bir durakta yiyecek reklamı hani şu ateşin bizi çağırdığı. Altında ise oturmuş dilenen çocuklar.

Sabah saatlerinde insan sorguluyor. Bize dayatılan bu değil mi zaten? Bir çoğumuz o güzel tatil yerlerine seyahat etme düşüncesi, belki de oralarda yaşamanın hayalini kurarak çıkıyoruz yola. Devamlı billboardlarda, sosyal medyada, televizyonda bize dayatılan güzellik algısı için duyduğumuz her diyeti denemeye başlıyoruz vücudumuzun neye ihtiyacı olduğunu bile bilmeden. Yaratılan algı bu. Yaşıtları güle oynaya okula giderken yiyecek reklamı panosunun altında bir ekmek alabilmek için soğuk taşın üzerinde dilenen çocuklara kafamızı çevirip geçiyoruz. Duyarsızlaşıyoruz zamanla. ‘’Ben öyle yapmıyorum.’’ Desek de hepimizin bilinçaltında olan şey aynı. Mükemmellik, daha fazlası, en fazlası. Bunları elde etmek için gidilen her yol mübahtır düşüncesi.

Sonra ineceğin durağa geliyorsun ve gerçek hayatın reklam panolarından gülümseyen kız kadar tatlı olmadığını fark edip umutsuzluğa kapılıyorsun. Tüm mutsuzluğumuzun nedeni hayal ettiklerimizle aslında olanların uyuşmaması. Oysa ki her nefes aldığın, her yeni bir güne başladığın, sağlıklı olduğun, işe gidebildiğin için, ailen, arkadaşların olduğu için, kendin olabildiğin için mutlu olabilmek varken.

Etrafınıza bakın ve güzelliklerin farkına varın…

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL