MASKLAR DA YASAKLI!

Bir yanda salon bulamaya oyunlar, öte yanda 100 yıl önce yazılan bir oyun nedeniyle tutuklanan bir kadın tiyatrocu, başka yakasında İstanbul’un taraftarlara bile açık olan caddenin 27 Mart’ta Kadıköylü tiyatroculara kapalı olması… Dünya Tiyatrolar Günü’nüz kutlu olsun!

Sahne bilmediğiniz hayatlara açılan bir kapıdır. Görmediğiniz toprakları, evleri, halkından yönetenine, gündeliğinden dünya görüşüne, benzeyeniyle, benzemeyeniyle, ayrılıklarınıza rağmen aynılıklarınıza projeksiyon tutan bir sihirdir tiyatro.

Aşkı yaşarsınız, ayrılığa hüzünlenirsiniz, ölüme içlenirsiniz, yeri gelir dünyanın adaletine saydırır bulursunuz kendinizi. Esas oğlana imrenirsiniz görünce, jantidir abimiz. Aysel’e benzetirsiniz, hani şu üst mahallede olan var, dramı aynıdır sahnedeki kadının.

Mutlaka ama mutlaka, senin benim hikayem vardır perdede. Kah bir semt pazarı olabilir ya da bir savaşın içinde bulursunuz kendinizi, dekoruyla hikayesiyle. Hayata, duyguya, umuda, acıya, insani olan ne varsa insana ait bir şölendir tiyatro.

Devlet ibaresi de geçer adında, özeli de mevcuttur, gezicisi de vardır, turneye çıkanı da olmaz mı? Bir yaşanmışlıklar silsilesidir ya da düşler ülkesine açılan bir kapı. Mümkünlüdür hikaye belki, kah bir kara sevda, olmadı monologtur ruhunu dökmüş kimisi…

Vakti zamanında yasakmış sahne kadına, Arap olmuş, üstüne bacı olmuş bir beyzade. Kadını oynamış bir erkek ya da bir aslan gibi kükremiş sahnede. Envai çeşit role bürünmüş, yeri gelmiş sürünmüş, gıpta etmiş seyredeni, nicelerin rüyasını süslemiş.

Hangimiz sevdalandıklarımızı tiyatroda, sahnede gördüklerimize benzetmedik, hangimiz yerlerinde olma hülyalarına dalmadık?

Yere göğe sığdıramadığımız da oldu, fakirlikle uğurladıklarımız da! Vefayı da gösterdik, oynadığı rolü beğenmeyip yerdiklerimiz de oldu.

Evvel zaman içinde, mini mini birler, çalışkan ikiler başlarında öğretmenleri, beraberinde bir ya da iki veli dolardı otobüse, götürülürdü tiyatroya. Var mı sahi halen sanatçı, sanatçının değer?

Aynadan mı korkarız yoksa içimizin karanlığını, içinde olduğumuz sığlığı görmeye tahammülsüzlük mü tiyatroları bitime çabamıza sebep?

Ne hicve yer var ne sana benzemeyene sahnede bile hoşgörü. Eski üstadlar da değersizleşti, yeni bir eser de üretilemiyor, üretilse de talebi yok…

Tozuna hasret nice oyun var. Alışveriş merkezlerinde fastfood gibi tüketiliyor çoğunluğu, sahnemsi salonlarda, dişin kovuğunu bile doldurmayan oyunları ile.

Aydını da pek kalmadı sanatçının, olanın da yüzüne bakılmıyor. Salonlar bozulup ne olduğu belirsiz şeylere dönüşüyor yanarak, yıkılarak, zaman zaman otuz paraya satılıyor, itibarı çalınarak…

Simgesi karşıtıyla beraber insan sureti. Artık kimse gülemez olduğundan mıdır nedir, ağlayanını görüyoruz maskenin. Aynı oynayanı ve sahnesi gibi…

Perdeleri kapanmasın, alkışlarıyla dramından komedisine, tek kişiliğinden dev dekorlusuna, müzikalinden gölge tiyatrosuna hayat susmasın. Işıklarını söndürmeyin yüreklerimizin…

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL