İSTANBUL NE DEMEK?

 Biraz İstanbul’u irdelemek istiyorum. Yazının konusu İstanbul isminin kökeni değil, o sebeple rahat olunuz veya o tarz bir beklenti içindeyseniz okumak hüsrana yol açar, belirtmiş olayım.

Yine de girizgahta kısaca belki kelime kökenine göz atabiliriz. İstanbul kökeni ‘İslambol’ yani Müslümanı boldan türediği söylenmekte. Osmanlı’dan öncesinde de Konstantinopolis, Byzantion, Astanbulin gibi kuşatıldığı imparatorluk ve devletlerce de çeşitli adları olmuş. Çoğunun başkenti, gözbebeği olmuş. Osmanlı fethi öncesinde de Müslümanlarca verilen adı Konstantiniyye’dir.

Doğusunda Kocaeli, güneyinde Marmara Denizi ve Bursa, batısı Kırklareli ve Tekirdağ, kuzeyi Karadeniz. 5.461 kilometre karelik alana sahip, Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlarken her iki kıtada da toprağı olan ender şehirlerdendir.

Ilıman ikliminin etkisiyle, gerçi şu an bitme noktasına gelmiş tarımcılığı yok sayarsak, arpa, buğday, bakla, bakliyat ürünleri, şeker pancarı, ıspanak, domates, çeltikten karpuza her türlü sebze ve meyve için elverişli koşullara sahip, tarımsal çeşitliliği de bünyesinde barındırabilecek düzeyde. Günümüzde daha çok plastik seralar ve yeraltı tünellerinde üretim sürmekte.

1.115 kilometre kare, 66 bin nüfuslu Çatalca’sından başlayıp 123 kilometre kare ve yaklaşık 130 bin kişilik nüfusuyla Kocaeli-Gebze sınırına yaslanmış, 3 tane köprüyle iki kıtayı birbirine bağlayan, dünya kara trafiğinin de bağlantı yolu üzerine kurulu şehir. İstanbul orantısızlık demek mimari olarak ve yerleşimi de dahil. 39 ilçesi mevcut. Bağcılar ilçesi 750 binden kişiyi barındırırken, sanırım en çok göç alan ve en kozmopolitik ilçe olma özelliğine de sahip.

Başlangıçtaki isim kökeninden de anlaşılacağı gibi çok fazla uygarlığa, medeniyete ev sahipliği, başkentlik yapmış olma etkisiyle de her tülü tarihi esere sahip olmanın yanında çok kez de kalbi kanatılıp organları talan edilmiş şanssız şehir olma özelliğini de taşıyor.

Tarihsel mozaiği bol bir şehir olunca turizm anlamında da yoğun turist ağırlayan, Türkiye’nin tek şehri. 2017 yılı “En Çok Turist Çeken Şehirler” listesinde 72 şehir arasında 22.olup 10.8 milyar gelir toplamış. Aynı yıl “Turizm Açısından En Hızlı Büyüyen Şehirler” sıralamasında 3.lüğe sahip yüzde 11’lik büyümeyle. Listenin ilk sırası Kahire olması yine anlaşılır lakin 2.sırada Çin’in güney bölgesi Macau var. Bu biraz ilginç geldi. Çok bilmediğim bir yer, acaba İstanbul’dan cazip kılan ne gibi özellikleri var? Ülke olarak yaşadığımız siyasi çalkantı, çarpık yapılaşma, kültürel kıymet bilmemezlik, markalaşamama, yanlış stratejiler gibi durumların etkisi ne kadardır? Uzmanlarına bırakmış olalım yine de. Bu konuda son bir söz: Kadınlar açısından tehlikeli şehirler listesindeydik aynı zamanda. Bunun turizme etkisini de sorgulamak lazım, dip not olsun!

Yukarıda genel hatlarıyla anlatmaya çalıştığım İstanbul’un cazibesinin başkaca bir boyutu da var: siyasal önemi. Sağır sultanın bile duyduğu 31 Mart seçimlerinin kabullenilmeyişi sonucu 23 Haziran’da yenilenecek olması. Adının şaibelerle anılarak ne hikmetse iptalini yapan YSK’nın aynı şartlar ve sandık kurullarından kadrolarına “yenilenme” seçiminin de izahı akıllara zarar, hele de gerekçelendirilememesi…

Tersten bakalım siyaseten kabul görmüş pelesenge. “Türkiye’yi kaybeden İstanbul’u da kaybeder!”

İstanbul 970 milyar TL ile Türkiye GSYH’nin 3’te 1’ine sahip durumda. Bu bütçeyle yine 2017 yılı baz alındığında Portekiz, Mısır, Finlandiya, Yunanistan gibi ülkelerin bütçelerine sahip. Nüfusu ile dünyadaki 113 ülkeden fazla insanın evi. Büyüklükler açıkçası kaybetme korkusu ve kazanma isteğinin çerçevesini de çizmekte. Yine daha da derine inelim.

İstanbul Büyükşehir’in 2018 bilançosu 42,6 milyar TL. İBB’nin sahip olduğu şirketlere bakacak olursak 30 şirket görünüyor toplam bütçesi 24 milyar olan. İBB bütçesiyle Milli Savunma Bakanlığı’na yakın, Sağlık ve Adalet Bakanlığı gibi bakanlıkların bütçesinden fazla.

İBB’nin şirketlerinin ilk 5’i “Türkiye’nin İlk 500 Şirketi” arasında. İGDAŞ, İBB’nin başı çeken şirketlerinden. Şirketler ulaştırma, turizm, kültür sanat gibi alanlarda çeşitlilik gösteriyor. İBB’nin sayfasındaki ilk 10 şirket sıralamasında İSPARK yok, maaliyeti ağır demek ki… Belki de işletme giderleri fazlaysa? 70 bin personeli barındırıyor bünyesinde, kaçı bankamatiktir şimdi muamma.

“Büyük resim” böyle İstanbul’a dair. Böylesine muazzam olunca istatiksel rakamları, geliri gideri, besledikleri, beslendikleri herkes haklı ama hevesi ve kaybetme hezeyanının altından kalkamazken.

O sebeple İstanbul kimi zaman Kürtçe konuşmak demek, bazen Pontuslu ilan edilmek.

VIP polemikleriden İstanbul’a vali atamak demek. İstanbul salt yaşayanın rüyası, çilesi, vazgeçilmesi değil, İstanbul’u sevsek de sevmesek de Türkiye demek. İstanbul’u yönetmek Türkiye’yi yönetmek, yönetmeye bir adım kala demek. İstanbul çok eskilerde farklı uygarlıkların, imparatorlukların hayaliydi, kuşatma zaferiydi, ganimetiydi. Şimdilerde aynı ülkenin çocuklarının savaş alanı…

Ne kalması ne gitmesi ne kazanması ne kaybetmesi… Ahh İstanbul! Aşkla, ihtirasla, intikamla adın geçti hep. Çok hoyratlıkları gördün, çok oğul verdin, her yaralandığında yeniden tohumuna durarak.

Ne ihanet ettin sana edenlere ne küstün ne sakladın içinde barındırdığın cevheri. İnsanlığı büyüttün, insan kalamasalar da. Şanınla, adına, güzelliğinle yaşa ahhh sevgililer sevgilisi İstanbul!

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL