GÜL ve DİKEN

Hayatı hayretle dışarıdan izliyorum. Dışlanmanın en iyi tarafı dışarıda kalarak olaylara ve insanlara dışarıdan bakabiliyor olmanız. Böyle bir yeti geliştiriyorsunuz. Gözlem gücü. En önemlisi de ayak uydurmak zorunda kalmıyorsunuz kimseye. Çeşitli hipnozlara maruz kalmıyor olmanız en büyük kazanımı bana göre.
 
Kimse yalnız olmanın kolay bir şey olduğunu söylemiyor. Matmazel de Courton’un da
dediği gibi ‘zordur insanın kendine yolculuk etmesi. Yorar insanı’... Aşk-ı Memnu romanının orijinalinde böyle bir söz var mıydı? Sanmıyorum. Sanırım bu 2009 model Aşk-ı Memnu’ya dair bir replik. Ne var ki en az eserin vakarına yaraşırcasına doğru bir söz. İnsan kendisiyle ne paylaşabilir, ne ya da ne kadar konuşabilir?
 
Yanımdaki çift öpüşüyor. Bir açıdan bakıldığında beni ilgilendirmiyor. Ama gıpta etmedim desem yalan olur. Yalnız olunca en büyük sorun komşunun tavuğunun insana kaz görünmesi. Belki adam güvenilmez. Belki adam kadının ikinci sevgilisi. Belki aynı evde sevişme imkanları yok. İnsan garip bir varlık. İçinde bulunulduğunda hoşuna gitmese de başına gelenlere rağmen özlem duyabiliyor arkadaşlığa sadece dışarıdan bakarak.
 
Ama gerçekten çok fetiş bir durumları var yanımdaki çiftin. Belki de kıskançlık yazdırıyor bana bunları. Kendime karşı objektif olmak durumunda mıyım? diye soruyorum kendime. İç sesim hayır diyor. Sezgisel bir biçimde adam bana samimi gelmiyor. ‘Bunların ilişki ömrü ne kadar’ diye düşünmeden edemiyorum. Neyse bunlar deli saçması gibi.. Kafamın dibinde sürekli öpücük sesleri. Sıkılıyorum.
 
Dediğim gibi dışarıda kalmak zor. Ama içeride olmak da başka güçlükleri beraberinde getiriyor. İki veya daha fazla olunduğunda, tuzaklar, kendini ifade etmeye, karşındakini ikna etmeye çalışmalar başlıyor. Hele ki dış göz. Yalnızken kendinle ilgili yarattığın bir dünya var. İki veya fazla insan olduğunda yanında bu masaldan seni uzaklaştırmaya çalışıyor. Ne hadsiz bir tutum. Ona ne diye düşünmeden edemiyorum. Niye insanlar birbirinin alanına bu kadar saygısız? Sanki karşındaki yargıç sen hükümlü gibi.
 
Yok yok... Bu çift özenti. Belli oldu fazla film izlemişler. Tabi beni tanımıyorlar. Ben de onları tanımıyorum. Dolayısıyla düşünmekte, onların hakkında hüküm vermekte özgürüm. Ama tanışıyor olsaydık ve yine böyle düşünseydim eğer, bu fikrimi kendime saklamak zorunda kalacaktım. Görüşüm farklı da olabilirdi elbette. Buna rağmen gerçeğin ve teorimin gerçekliğini test edemeyeceğiz. Çünkü dediğim gibi olayın ve o hayatların dışındayım. Yani sorularımın yanıtını bilmiyorum.
 
Dışarıda kalmanın iyi tarafı kimse tarafından kısıtlanmıyor olmak. Saçıma başıma kimse laf söylemiyor. İstediğim gibi giyiniyor, istediğim gibi takılıyorum. Yatma kalkma saatimden tutun da tv de izlediklerime kadar herşeye kendim karar veriyorum. Kuralları kendim belirliyorum. Kimse bana bir şey dayatmıyor.
 
Bazen insan paylaşmak, fark edilmek istiyor. İşte o zaman acaba dayatmaları kabul etsem daha mı iyi olurdu gibi sorular geliyor aklıma. Hangisi daha iyi? Bilemiyorum. Karar veremiyorum. Ne var ki bilememekten yoruldum. Fark edilmemekten de... Uyum sağlamaya çalışmak da beni tatmin etmiyor.
 
Kimseyi küçümsemek değil ama şu konuda netim. Gerçekten ilgilendiğim konular farklı ve bir takım gündemlere ya da döngülere girmek hayatımı tatsız hale getiriyor. Benim gündemlerim de elaleme boş ve saçma geliyor olabilir. Ama bir kere dışarıda kaldıysanız o döngülere bir daha giremiyorsunuz.
 
Özgürlük duygusu bir kere kanınıza girdi mi bir daha çıkmıyor içinizden. Bir seçim yaptınız, ya da bazen hayat sizi bir noktaya sürükledi. Bununla kavga etmek yerine barışmayı seçmek farklı kapları açmanıza yarıyor. Ya da farkında olmadan seçtiğiniz bir yol var gülüyle dikeniyle, hayat sizi selamlıyor.
 
Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL