GİRİŞİMCİLİĞİN CİNSİYETİ

Bırakın Türkiye’yi, dünyada her konuda olduğu gibi girişimcilikte de cinsiyet ayrımı oldukça yoğundur. Ancak bir şeyleri değiştirmek istiyorsak önce kendimizden başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla önce Türkiye’deki bakış açılarını ve davranışları düzeltmeliyiz ki sonrasında bütün dünya için bir faydamız olsun. Ancak insan ile yaratıcı arasında hissedilen ve yaşanılan bir şey olan dinin, çok çeşitli konulara malzeme yapılarak insanların hayatlarını kısıtlamasına izin veren bir toplumda yaşadığımız su götürmez bir gerçek. Bana kızanlarınız, hatta belki küfürler savuracak olanlarınız olacaktır ancak kendimi bildim bileli savunduğum noktaları, savunmaya devam edeceğim. Üstelik sanırım bu konu hakkında güzel bir yazı yazılabilir. Ne dersiniz?

Bizim milletimiz işine gelmeyen her şeyi din ile kısıtlamaya, yasaklamaya ve engellemeye alışmış bir insan bütünlüğüdür maalesef. Eh, tarihimizden bugünlere kadar doğru taraflardan ziyade, yanlış taraflar ilke edinerek birikip bizlere miras kalan düşünce yapıları da bu engellemelere en büyük destek oluyor. Sanırım herkes gereksiz ataerkillik anlayışından bahsettiğimi anlamıştır. Hoş, eski Türklere bakıldığında ataerkillikten ziyade, kadınlara daha fazla önem verildiğini ve hatta kadınların görüşlerinin daha fazla dikkate alındığını görebilirsiniz. Dileyen olursa Tomris Han’ın hayatını araştırabilir, çeşitli kitaplardan okuyabilirler.

Tomris Han demişken, ilk Türk kadın hükümdar olmasının yanı sıra, aynı zamanda kendisini ilk kadın girişimci olarak bile kabul edebiliriz sanırım… Eşinin vefatından sonra çeşitli zorluklar sonucunda hükümranlığı eline alan, kendini kabul ettiren, sözünü dinleten, yeri geldiğinde korkulan ama her zaman çok sevilen bir kadındır. O kadar yıl evvel insanlar normal bir şekilde düşünebiliyorken, 21. Yüzyılın baharında hepimizin şahit olduğu kapalı ve dar görüşler gerçekten anlaşılamaz.

Bizim güzel ülkemizde bir kadın herhangi bir konuda bir atılım yapmak istediğinde mutlaka karşısına bir zıt tez ile çıkılıyor. Sonrasında fikrini ne kadar kabul ettirebilmiş olursa olsun, o süreçte atılım yapmak isteyen kadınlar ciddi derecede yıpranıyor. Bu yıpratma işlemini gerek çekirdek aile üyeleri gerek yakın arkadaşlar gerek aile büyükleri olarak tanımladığımız her şeyi en iyi kendilerinin bildiğini sanan oldukça, tecrübeli ancak bir o kadar kapalı görüşlü insanlar gerçekleştiriyor. Oysa bir erkek birey herhangi bir girişimde bulunsa köstek bir kenara dursun, desteğin hat safhasını görüyorlar.

En basitinden şöyle düşünün, KADIN BAŞINIZA restoran açmak isteseniz veya henüz reşit değilseniz ve bir yerlerde çalışmak isteseniz ailenizden veya yakınlarınızdan nasıl tepki görürsünüz?  Hadi bu basit gelmediyse, saçınızı komple mora veya yeşile boyatmak istediğinizde veya boyattığınızda ne tarz eleştiriler ile karşılaşıyorsunuz? Direkt olarak destekleyici ve ilham verici konuşmalar mı duyuyorsunuz? Sizin işinizi kolaylaştırmak için yapılmış araştırmalar ve moralinizi yükseltmek ve inancınızı kaybetmemeniz için sürekli yanınızda olan insanlar mı var? Yoksa daha bir işe girişmeden evvel olabilecek bütün komplo teorileri ile birlikte moral bozucu, olumsuz ve yıkıcı konuşmalarla size yaklaşanlar mı? Ya da istediğiniz, planladığınız, hayalini kurduğunuz şeyi yapamamanız için size çeşitli kısıtlamalar getiren kişiler mi var etrafınızda? Hepsini geçtim böyle bir konunun bahsi geçtiğinde, üzerinize toplum ve aileniz tarafından yüklenen ve yapışan sorumluluklar ağır gelmiyor mu?

 

Çoğu kadının bu sorulara olumsuz seçeneklerden yana oy kullanarak cevap vereceğine eminim ve emin olun bu durum hoş bir durum değil. İlk olarak kadınlar olarak kendimize güvenimizi kazanmamız gerekiyor. Konu ile alakadar bütün yazılarımda vurguluyorum bu noktayı. Biz kadınlar olarak kendimize güvenmeliyiz. Bu bizim kendimize olan en büyük sorumluluğumuz. Kendimize olan güveni keşfedip, ışığımızı ortaya çıkartmak ise bütün Dünya’ya olan sorumluluğumuz. Çünkü şöyle düşünün, bir boş vaktinizde Türkiye’de ki veya Dünya’da ki girişimci kadınları araştırdığınızda, onların röportajlarını okuduğunuzda, kendilerine olan inançlarının inanılmaz derece güçlü olduklarını göreceksiniz. Kendilerine öyle inanırlar ki, o inancı yıkmak için hemen hemen hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla bütün kadınların da bu görüşe sahip olmaları gerekiyor ilk başta. En başta, kadınlar olarak bizler kendimize inanacağız, güveneceğiz ki, etrafımızda ki insanlara da bizlere inanmaları gerektiğini ispatlayabilelim ve sonrasında da destek olmalarını sağlayabilelim.

Cinsiyet kavramının insanların genetik ve biyolojik durumlarını tanımlamaktan çıkan bir tanım olmasının tek sebebi ataerkillik değildir. Kadınların da kendilerine güvenmemeleri ve kendilerini savunmamaları da en büyük sebeplerden biridir. İnsanların düşünsel hataları sonucunda bir ayrımcılık aracı haline gelen cinsiyet kavramı, esasen asla ayrıştırıcı bir olgu olmamalıdır, değildir de zaten! O yüzden, lütfen ama lütfen yüzyıllardan bu yana bizlere miras kalan bu kelepçeleri hep beraber kıralım ve cinsiyetçiliğin her noktaya sıçrayarak bizleri ayrıştırmasına izin vermeyelim.

Hiçbir şeyin cinsiyeti olmadığı gibi GİRİMŞİMCİLİĞİN DE CİNSİYETİ YOKTUR. Fikirlerinize ve kendinize güvenin. Tahmininizden çok daha fazla başarılı kadın girişimciler var, onları araştırın ve kendinize uygun olan rol modeli seçin. Kendinizi o başarı noktasına ulaşmak için zorlayın. Girişimci kadınların panellerine, konferanslarına katılın, onları dinleyin. Bazı başarılı kadınların bizzat kendileri ile iletişim kurmaya çalışın ve fikirlerinizi sunun. Aynı zamanda kadın girişimcileri destekleyen herkes ile görüşün. KORKMAYIN! Yapabilirsiniz. Yapabileceğinize olan inancınızı sağlam temeller üzerine kurun ve asla o inancı kaybetmeyin. Bu süreçte kendinizi sevmekten ve geliştirmekten asla vazgeçmeyin.

Sevgiler.

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL