EKREM İMAMOĞLU MU ÇÖZÜM YOKSA HALK MI?

 7 senedir oy kullanan bir Türk genci olarak olaysız ve sabıkasız bir seçim bile hatırlamıyorum. Aklım başıma erdiğinden beri ise belirli bir siyasi görüşün yönetimi altında ki bir ülkede yaşıyorum. Özellikle jeopolitik konumu dolayısıyla dünya siyasetinde de aktif rolü bulunan ülkemizin umudunu kaybetmemek için deliler gibi çırpınan gençlerinden biriydim. Güne mutlu uyansam bile akşam 7’de haberleri açtığımda veya sokağa çıktığımda beni düşündüren bir olay görmeden bir günüm bile geçmedi son 5 yılda.

Gerek dünya genelinde gerek ülke genelinde bir kesim fazlasıyla bilinçlenip kültürlenirken, bir kesim daha ne kadar beynimi kullanmayı bırakabilirim diye ekstra çaba sarf etmekteydi. Akıl sağlığı yerinde olan ve vücudumuzun komuta merkezi olan beynini olağan fonksiyonlarda kullanan her birey bunun farkındadır diye düşünüyorum. Ancak geçtiğimiz ay bir şeyler oldu. Umutlarımı benim çabalarım olmadan kendiliğinden ayakta tutmaya yetecek bir şeyler… 31 Mart Yerel Yönetim Seçimleri.

Bu seçimler benim için bir parti meselesi değildi ki muhtemelen bütün Türkiye için böyle… Tabi ki halen daha süregelen bir tartışma söz konusu çünkü insanlığın genel psikolojik bir özelliği olarak alışılmış bir şeyden veya bir yerden vazgeçmek ve başka birine teslim etmek kolay bir şey değil. Hoş mevzu bahis devlet yönetimi olduğunda bu tutum ne kadar doğru orası tartışılır.

Bildiğimiz üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin para döngüsü konusunda başı çeken 3 büyük şehri var; İzmir, İstanbul ve başkentimiz Ankara. Bu 3 büyük şehirden 2’sinin yönetimi bu seçimlerde başka bir siyasal partiye geçiş yaptı. Mevzu da burada koptu zaten. İzmir’in oy potansiyeli ve siyasi görüşü uzaydan bile görülürken, İstanbul ve Ankara siyasallık konusunda kozmopolit bir yapıya sahip olduğundan tartışmaların kaynağı oldu.

Ankara’da mevcut hükümet partisinin ve ittifak kurduğu diğer partinin adayı olan ve yıllardır belirli bir yönetim şeklini klasikleştiren bir aday ile yeni kurulmuş çiçeği burnunda bir parti olan İYİ Parti ve kurucusunun bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün olduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortak adayı yarıştı. Kazanan ikinci ittifak oldu ama neden? Çünkü Mansur Yavaş bu ülkenin değerlerini her noktasıyla temsil edebilen bir birey. Çünkü artık istenilen ve aranılan şey bu. Belirli bir görüşe yönelik bakış açısına sahip insanlar değil, toplumu bütünleştirebilecek, ortak değerleri benimseyen bir sözcü isteniyor.

İstanbul’da olay biraz daha farklı, bana kalırsa Millet İttifakı’nın İstanbul adayı olan Ekrem İmamoğlu Mansur Yavaş’tan da başarılı biri oldu. Yanlış anlaşılması kesinlikle Mansur Yavaşı başaralı bulmuyorum gibi bir durum yok ancak Ekrem İmamoğlu bu seçimlerde üstün bir başarı sergiledi ve bu su götürmez bir gerçek olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihine yerleşti. Seçimin adayları ilk açıklandığında İstanbul’un yerel halkının ve Türkiye’nin çoğunluğu Ekrem İmamoğlu’nun kim olduğunu bilmiyordu. Ancak o saha ve PR çalışmalarının stratejilerini doğru hazırlayıp kendini bütün ülkeye eğrisi ile de doğrusu ile de tanıttı. Tabi ki bu noktada CHP’nin desteğini boş görmemek lazım. Bu saha ve PR çalışmaları konusunda diğer adaylardan bir farkı vardı, İmamoğlu gerçekten her şeyi ile doğru ve dürüst bir şekilde çalıştı. Vaatlerinin ekonomisini kâğıt üzerinde hesaplayarak sundu, yorulmadı dolaştı, seçim evvelinde yapmış olduğu Beylikdüzü Belediye Başkanlığı görevinden çıkardığı dersler ve elde ettiği başarılar ile şehir yöneticiliğini layığı ile başarabileceğini kanıtladı.

Ancak bana kalırsa İmamoğlu’nun bu takdire şayan başarısının tek sebebi belediyecilik tecrübesinin olması değildi. İmamoğlu başardı çünkü; Türk Milliyetçiliğinin dozu doğru olduğu zaman faşizm olmadığını, yönetim işine karıştırılmadığı zaman dini inancın istenildiği gibi yaşanabildiğini, saha çalışmaları süresi boyunca suratına küfür dahi edilse onu seçmesi potansiyel olan halkı ayırmadığını ve hepsini büyük bir saygı-sevgi çerçevesinde karşıladığını, rütbesi gereği altında çalışanlardan kendini hiçbir zaman ayrı tutmadığını kanıtladı. Bunların yanı sıra ona rakip aday olan Binali Yıldırım’ın saha çalışmalarına geç başlaması ise tuz biber oldu.

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş bu ülkede kalıplaşmış olan ve genç neslin kafasında oluşmuş olan tek partili dönem algısının yıkılmasında en önemli iki isimdir. Demokratik bir ülke olarak kurulup daha sonrasında pekte demokratik olmayan yönetimlerce yönetilen ülkemizin demokrasiye yeniden kayışının bir göstergesidir. Mevcut hükümetin ve ittifak ortağı olan partinin Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrıştırıcı ve birbirini düşman edici söylemlerinin karşısında birleştirici ve bütünleştirici söylemler ile durdular. Bu dik ve doğru duruşun sonucunda ise hak ettikleri pozisyona HALK tarafından getirildiler. İslam dini tarafından en kabul edilemeyen günah olarak bilinen “KUL HAKKI” mevhumunun bilincinde olup, kendilerini halktan üstün görmediler, halkın desteği olmadan Türkiye Cumhuriyeti için bir şey yapamayacaklarını biliyorlardı ve buna göre davrandılar. Sonunda kazandılar.

İstanbul’da yaşayanlar bilir seçim öncesi dönemde billboardlarda “İmamoğlu Varsa Çözüm Var!” yazılı pankartlar asılıydı. Peki çözüm İmamoğlu muydu? Yoksa halk mı? Çözüm halktı ve İmamoğlu ve ekibi bunun farkındaydı. Sadece halkın kendilerini temsil edecek, kendileri gibi düşünüp, kendileri gibi talep oluşturabilecek bir başkana ihtiyacı vardı. Halkı bilinçlendirdiler, bir kesim ise onların bilinçlendirme çabaları olmadan kendileri bilinçlenmeyi seçtiler ama sonuçta her şekilde bilinçlendiler ve sonuç ortada. Hala daha halkın bilinçlenme ve aydınlanma evresinde olduğunu söyleyebiliriz.

Velhasıl kelam bu seçimler parti seçimleri değildi halk seçimleriydi ve halk kazandı çünkü kitlesel olarak bilinç boyutunda büyüme gösterildi. Darısı bütün Türkiye’nin başına…

Yalnız kendi adıma konuşacak olursam, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’na; geleceğime dair umutlarımı kendi kendilerine hayatta kalmaları için bir sebep verdiği için, doğup büyüdüğüm, şiirlere, şarkılara, filmlere ilham olmuş İstanbul’un güzel halkını bütünü ile benimseyip ayırmadığı için, yapmak istediği her icraatı mantıksal veriler ile destekleyip oldurula bilirliğini kağıt üzerinde kanıtladığı için, ilk verdiği sözlerden birini “İstanbul’un kadınlar için güvenli bir şehir” olacağına yönelik verdiği için, yeşili ve maviyi sevip ona göre çalışmalar yapacağına inandırdığı ve hayvanlarında halkımızın bir parçası olduğunun bilincinde olduğu için, bizzat kendi gözlerimle yakından gördüğüm için söylüyorum bunu; kendi ile ilgili iyi bir konudan söz ederken mahcup olup kıpkırmızı kesildiği ve benlik duygusunu törpülediği için, son olarak da belediye binasında bulunan deri koltuğun değil halkın ihtiyacı olan ve hakkı olan halka hizmet ilkesini benimsediği için teşekkür ediyorum.

 

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL