EKONOMİDEN SON DAKİKA!

Son zamanların en çok merak edilen konusu haline gelen, hakkında en fazla yorum ve tahmin yapılan ama bütün bu tahminlere rağmen şaşırtıcı bir şekilde beklentilerden çok farklı hareket eden bir konu var: Döviz.

Özellikle 6 Ağustos 2018 haftasından bu yana bir yandan uzmanlar ve yetkililerin, diğer yandan halkın ilgisini çeken TL’nin değerinde yaşanan bu hızlı düşüş birçok yorumu da beraberinde getirdi. Kimileri dış mihrak, Amerikan oyunu ve bizi kıskanıyorlar diye yaklaşımlarda bulunurken kimileri ise üretmediğimiz ve tüketime dayalı ekonomiye sahip olduğumuz bu yüzden de bu kayıpları yaşadığımızı belirtiyor. Aslında bu iki yorumun da doğruluk payı var. Bir yandan politik krizler silsilesine dönüşen Rıza Sarraf davası ve sonrasında ABD’nin hukuki kanadının Türkiye için uygulamak istediği yaptırımlar; diğer yanda ise ekonomik olarak yüksek marka değerine sahip ürün üretemeyişimiz, küresel piyasalarda önde olduğumuz bir sektörün olmayışı ve birçok sektörde özellikle teknoloji, enerji ve taşımacılıkta dışa bağımlı oluşumuz buna sebebiyet veren unsurlar arasında.

Kurlarda yaşanan ani yükselişten sonra kimi bankalar döviz alım satımını durdururken yetkili mercilerden de açıklamalar, yeni kararlar ve uygulamalar gelmeye devam ediyor. Şimdiden 1994 ve 2001 krizine benzetmeler yapılan karşılaştığımız sonuçlar aslında sadece Türkiye ile bağlantılı veya sadece Türkiye’yi etkileyecek cinsten değil. Uluslararası piyasaların birbirinden bağımsız olmadığını ve özellikle Türkiye gibi etkin ülkelerin yaşadığı sorunların tüm dünyayı etkileyebilecek boyutlara ulaşabilecek cinsten olduğunu düşünürsek; bu dünya ekonomisindeki her ülkeye küçük veya büyük sorunlar getirecektir.

Peki bu süreç nasıl başladı?

Bu sürecin oluşmasının birçok nedeni olmasına rağmen önemli olan iki neden var; üreten ülke olmayışımız ve ABD’nin İran’a karşı aldığı ambargo kararının tarafımızca delinmesi. Rıza Sarraf davasının başlamasına sebebiyet veren İran ambargosunun delinmesi, ABD’nin bu konuda soruşturma başlatması ve sonucunda Halkbank ile ilgili kararlaştırdığı yaptırımlar bu süreci etkileyen en önemli unsurken yıllardır üretim zincirindeki halkalarımızın güçsüz kalması da diğer bir önemli sebep. Türkiye’nin diğer ülkelerle olan üretim yarışında zayıf kalması, güçlü ürün ve servis ağına sahip olmaması, teknoloji ve enerji gibi sektörlerde zayıf kalması ve bunula birlikte ticaretimizi Euro ve Dolar gibi kabul edilen para birimleri ile yapmamız Türk Lirası’nın gittikçe zayıflamasına ve diğer para birimlerine karşı da değer kaybetmesine sebep oluyor.

Bu yaşanan büyük olayların ardında iki tarafın (ABD-Türkiye) karşılıklı hamleleri de yaşanan olumsuzlukların büyümesine ve birçok ülkenin de bunun sonuçlarına katlanmasına neden oluyor. Kısa vadede ABD’nin bu ekonomik savaşta başarılı olacağını öngörsek de ilerleyen süreçlerde etkilediği ülkelerin sayısı arttıkça ABD’nin büyük yaralar alacağı da öngörülüyor. Özellikle Avrupa Birliği ile olan ticari ve politik iş birliklerimizin güçlü olduğunu varsayarsak ABD’nin yapmaya çalıştığı şeylerin sadece bizi etkilemeyeceği aşikâr.

Birbiri ardına yapılan hamlelerin sayısı azalırsa, arabulucu ülkelerin etkinlikleri artarsa ve sonucunda ABD ile Türkiye arasında uzlaşma yolu bulunabilirse ekonomik olarak bir yumuşama ve durulma dönemini girebiliriz. Unutmamakta fayda var; dünya ekonomi ve finans tarihine baktığımızda bir ülkede, orta ve büyük ölçekli ekonomiye sahip, yaşanan kriz sadece o ülke ile sınırlı kalmayıp diğer ülkeleri de etkilemiştir. Bu nedenle ilerleyen günlerde yapılan hamlelere göre kurların rahatladığını görebiliriz veya durumun Türkiye ile sınırlı kalmayıp küresel bir soruna dönüştüğüne de şahitlik edebiliriz.

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL