DAHA FAZLA CAN YANMASIN DİYE…

 Şubat ayı 28 gündü ve 31 kadınımız öldürüldü. Ocak ayı 31 gündü 43 kadınımız öldürüldü.

Bunları yazmak bile o kadar zor ki… İsimlerini dahi bilmediğimiz, duymadığımız binlerce kadınımız her geçen dakika katlediliyor, şiddete maruz kalıyor, tecavüz ediliyor. Artık medyanın sadece ‘’öldürüldü, tecavüz edildi’’ vari başlıklarına bile alıştık. Duyarsızlaşıyoruz.

‘’Kadın’’ ve ‘’ölüm’’ kelimelerinin bu kadar sık yan yana geldiği bu günlerde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle de unutmadığımız, unutamadığımız; kanayan yaramız olan üç isimden bahsedeceğim sizlere. Münevver, Özgecan, Şule…

Üçü de gencecik, pırıl pırıl kızlarımız. Bu cümlede ilk dikkat çeken ‘’kız’’ olmaları, sonra ‘’genç’’olmaları ve ‘’pırıl pırıl’’ olmalarıydı di mi? Fakat ne önemi var ki? Bunun genci yaşlısı, iyisi kötüsü, kadını erkeği yok! Hiçbir ‘’insan’’ bunları hak etmez neticede.

Münevver Karabulut, İstanbul´da 7 Mart 1991 tarihinde Karabulut ailesinin ilk çocuğu olarak doğdu. Henüz 17 yaşında iken üniversiteye hazırlık için gittiği dershanede Cem Garipoğlu ile tanıştı. Bu arkadaşlığın ölümüne sebep olacağını nerden bilebilirdi ki?

3 Mart 2009 akşamı Münevver Karabulut´un cansız bedeni çöp toplayıcı bir kişi tarafından çöp konteynerinde parçalanmış halde bulundu. Cem Garipoğlu cinayetten 197 gün sonra teslim oldu. Garipoğlu, cinayeti "Telaşla cesetten kurtulmaya çalıştım. Evdeki bir bavulu aldım. Münevver´in cesedini bavula sığdırmaya çalıştım. Sığmayınca evden koşarak nalbura gittim. Testere aldım. Tekrar eve gelip önce başını kestim, sonra gitar kutusuna koydum. Cesedi de bavula yerleştirdim.’’ şeklinde kan donduran açıklamalarla anlatmıştı. 24 yıl hapis cezasına çarptırılan Cem Garipoğlu, 10 Ekim 2014 tarihinde Silivri´deki kapalı cezaevindeki koğuşunda ölü bulundu.

Özgecan Aslan, 22 Ekim 1995’te Mersin’de doğdu. Çağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü 1´inci sınıf öğrencisiydi. 11 Şubat 2015’te Tarsus’ta okuldan evine gitmek için bindiği minibüsün onu ölüme götüreceğini nerden bilebilirdi ki?

Minibüs Şoförü Suphi Altındöken, tecavüze kalkıştığında Özgecan, yanında taşıdığı biber gazını sıkarak karşı koydu. Boğuşma sırasında Özgecan, tecavüzcü Altındöken´in yüzüne tırnaklarını geçirip direndi. Şoför Suphi Altındöken, bıçağını çıkarıp Özgecan´a defalarca sapladı ve ardından araçta bulunan demir çubukla vurarak öldürdü. Cesedi ortadan kaldırmak için babası ve arkadaşı yardımıyla cesedi yaktılar. Mahkemeye çıkarılan 3 zanlı ağırlaştırılmış müebbet ve 27 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Özgecan Aslan´ın katillerinden Suphi Altındöken Adana Kürkçüler E tipi kapalı cezaevinde uğradığı silahlı saldırıda kalbine isabet eden mermi sonucu ölmüştür.

Şule Çet, 23 yaşında Gazi Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi Tekstil Tasarımı Bölümü 2. sınıf öğrencisi. Yani öyleydi. Hem okuyup hem de yarı zamanlı olarak çalışıyordu. Harçlığını çıkarmak için girdiği iş yerinin ölümüne sebep olacağını nerden bilebilirdi ki?

Şule Çet, 29 Mayıs´ta Ankara´daki plazanın 20´nci katından düşerek (!) yaşamını yitirdi. Adli süreci devam etmekte olan davanın detayları ise şöyle: Çet´in ölümüyle ilgili "cinayet", "nitelikli cinsel saldırı" ve "hürriyeti tahdit" suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 39´ar yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanan sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand suçlamaları kabul etmedi.

Peki, neden koruyamıyoruz kadınlarımızı? Neden tecavüze kulp bulma çabaları? Ne demeli kravat taktı diye yapılan iyi hal indirimlerine?

Bunun saati, kıyafeti, öylesi böylesi yok! Alışmadık, alışmayacağız… Unutmadık, unutmayacağız…

Daha fazla canın yanmadığı, kadınlarımızın daha özgür yaşadığı günlere…


 

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL