ÇERNOBİL VE SAKLANAN GERÇEKLERİ

 Dünya çapında bir skandal ve vahşet olan, ihmalkarlığın en pis halinin temsillerinden biri olan Çernobil patlaması hepimizin bildiği bir şey. Peki, altında saklanan gerçekleri herkes biliyor mu? İnsanlığın nereye gittiğini, ufacık hataların nelere mal olabileceğini, ihmalin en denli önemli olup insan türüne yaptıklarını anlatacağım bu yazımda görsellerimi oldukça özenli seçmeye dikkat edeceğim. Ayrıca nükleer enerji konusunda da bilgi vermeye çalışacağım. Haydi bakalım, biraz bilinçlenme ve sorgulama vakti…

Patlamadan sonra ortaya çıkan radyasyonu hiç kimse kabullenemedi, bunun sebebiyse o zamana kadar o büyüklükte bir radyasyon ile karşılaşılmamış olmasıydı. Hatta halkın çoğu radyasyonun ne olduğunu dahil bilmiyordu. Kaza sonrasında ortaya çıkan radyasyon oranına proje baş mühendisi dahil inanmadı. Çalışanlardan birinin tüm uyarılarına rağmen, çekirdeğin patlamış olması dikkate alınmadı ve sonuç buralara kadar geldi. Çalışanın uyarılar dikkate alınmadığı gibi patlama sonrasında ortaya çıkan ışıkları, Kuzey ışıkları gibi seyrettiler. Halbuki ortaya tamı tamına 8 tonluk bir radyasyon yayılmıştı. Halkın bilinçsizliği sonucunda, herkes hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam etti ve 4000’den fazla çocuk kansere yakalandı, 5 milyon insan ise radyasyona maruz kaldı. Her şey normal gibi gözükse de artık her şeyin eskisi gibi olmayacağı aşikardı.

Bilmeyenler için radyasyon en amiyane tabir ile etraftaki tüm radyoaktif dalgaların adıdır. Alfa, Beta ve Gama ışınlarını içerir. Bunların insan vücuduna olan zararını sıralayacak olursak birinci sırada Gama, ikinci sırada Beta ve üçüncü sırada Alfa gelir. Gama ışınları deri ve yağ tabaksını atlatıp direkt olarak kaslara ve organlara temas eder. Tabi ki radyasyon dünyanın ilk var olduğu andan beri dünyada varlığını belli etmektedir ancak ne zaman ki insanlar işin içine girip didiklemeye başladılar, ki bu dönem 19. YY’la dayanıyor, o zaman tehlikeli ve zararlı boyuta geldi. 1800’lü yılların sonuna doğru Wilhelm Roentgen katot tüpü ile yaptığı deneyler sonucunda görünmez ışınların varlığını keşfetti. Bu görünmez ışınlara ise “X-Ray” yani “X-Işınları” adını verdi. Bir diğer teori ise Henri Becquerel’in görünmez ışıkları keşfettiğine dair. Bu ışınlar gözle görülen ışıktan daha yüksek, Gama ışınlarından ise daha alçak bir dalga boyuna yani frekansa sahiptirler. Bu sebeple birçok maddenin içinden geçebildiği keşfedilmiş ve sağlık alanında kullanılmaya başlanmıştır. X-ışınları yumuşak dokularda emilmez, direkt olarak geçerken, kemik gibi sert dokularda emilir ve bu yüzden bir röntgende kemikleri belirgin bir şekilde görebiliriz. (Evet Wilhelm Roentgen bildiğimiz röntgenin isim babasıdır.) Ancak tabi ki ışınlar bazı dokuların yapısını değiştirmeye meyillidir, bu yüzden röntgen esnasında bizlere ilgili bölge ile alakalı metal bir levha verilir, bunun amacı bizi bir nebze de olsa radyasyondan korumaktır. Uzun lafın kısası, genel olarak tüm mucitlerde olduğu gibi Wilhelm’ın yanlışlıkla keşfettiği bir şey insanlık için çok faydalı bir icat olacaktır.

Keyifli bilgi kısmını geçtiğimize göre hayatın acı gerçeklerine dönebiliriz. Keşfedilmiş olan bu faydalı elektromanyetik dalgalar daha sonrasında geliştirilip, hem kontrolü sağlanmadığı için tüm canlılar için zararlı noktalara, hem de daha da yararlı noktalara gitmiştir. İletişim kurmamızı kolaylaştırmak ve mikrodalga gibi zaman kazandıran aletlere dönüştürülerek yarar sağlamış olsa da zararları da vardır. Uydusu olduğumuz en büyük yıldız olan Güneş, var olduğundan beri zaten Dünyamız için faydalı radyasyon dalgaları yayıp bitki çeşitliliğini sağlamaktadır, ayrıca bu ışınlar insanlar için oldukça önemli olan ve eksikliğinde ciddi sağlık problemlerinin yaşanabileceği D vitamini sağlar. Kısacası buraya kadar her şey güzel. Ne zaman ki insanlar doyumsuzluk ile hareket edip, işin içine girdiler, o zaman her şey raydan çıktı.


1945’te New Mexico’da yapılan ilk atom bombası deneyi her şeyin başlangıcıydı. Herkes şaşkınlık ve büyük bir merakla tarihin bilinçli ilk nükleer patlamasını izlemiştir. Deneyin yöneticisi ise patlamanın hemen ardından, kendisini de dahil ettiği argo kelimeler içeren bir cümle kurmuştur. (Araştırabilirsiniz.) Bunun sebebi ise bu atom bombası silsilesinin ne denli şeytani olduğunu anlamasıydı. Bu cümle aslında her şeyi özetleyen bir cümleydi ve tarihe geçmişti.
Çernobil’de yaşanan patlama Nagazaki ve Hiroşima’ya atılan atom bombalarının yüzlerce kat misli bir etki yarattı. Patlamanın hemen ardından radyasyon o kadar kuvvetli bir basınçla reaktörden dışarı çıktı ki rüzgarın da etkisiyle kilometrelerce ötelere yayıldı, kıtanın her tarafına diyebiliriz. Sonrasında yağan yağmurlar bu radyoaktif kalıntıları insanların üzerine iyice indirdi. Anlatmak gerekirse 3 milyar milyon trilyon kadar mermi nefes alınan havaya, içilen suya, yenilen sebzeye karıştı.

Her şeyin azı karar çoğu zarar lafı bu konu için oldukça geçerli ve dikkate alınması gereken bir söz. İnsanlar için faydalı olan radyasyon miktarı olduğu gibi, zararlı olduğu miktarlar var. Hatta insanları bırakın tüm canlılar için bu böyle… Çernobil patlaması sonrasında, patlamanın olduğu bölgeyi 100 km’lik çapı olan bir çembere aldığınızı düşünün. İşte bu çember içerisinde kalan alanda ki tüm canlılar yaklaşık olarak 75 sene bünyelerinde radyasyonu taşıyacaklardı. İnsanların doğal yollarla günlük aldığı ve rahatlıkla absorbe edebildiği bir radyasyon limiti vardır ve bu faydalıdır. Telefonlardan, bilgisayarlardan veya mikrodalga fırınlardan aldığımız radyasyon ise bizim için faydalı ve gerekli olmayan bir radyasyon miktarını kapsar. Dolayısıyla olabildiğince az bu cihazlarla vakit geçirmemiz gerekmektedir. Bellirli bir miktarı aştığımızda direkt olarak radyasyon hastalığına yakalanırız. Yine belli bir miktara maruz kaldığımızda ise 1 ay içinde ölümümüz gerçekleşiyor. İşte bu Çernobil faciasında radyasyona aşırı dozda maruz kalan insanlar acılar içerisinde öldü. 2010’da başlayan rehabilitasyon ve tasviye programı ancak 2065’te son bulabilecek.


Yaşamak bizim elimizde, radyasyondan korunmakta öyle. Radyasyondan korunmak için ALARA Prensibinin maddelerini uygulayıp, radyoaktif madde/cihaz ile, yani radyasyon yayan madde ile aramıza olabildiğince mesafe koymalı, olabildiğince az vakit geçirmeli veya bir şekilde kendimize kalkan oluşturmalıyız.

 

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL