CEP-TELEF-ONU

 Hayatlarımızın vazgeçilmez bir parçası ve bu devirden sonra yemek/su gibi temel ihtiyaç sıralamasında yerini alan cep telefonlarımıza dönüp bir de farklı açıdan bakalım istedim. Her gün bıkmadan usanmadan yanımızda taşıdığımız, unuttuğumuz zaman kendimizi kaybettiğimiz ve anoreksiya krizlerine girdiğimiz, yeri geldiğinde yeni telefon için ailelerimiz ile kavga ettiğimiz bir konu bu. Öyle hafife alınacak bir konu değil. Belki farkında değiliz ama yarış arabası hızı ile hayatımıza giren ve ilk andan itibaren yerini sağlamlaştırmış olan bu teknolojik cihazlar, bizler için resmen kurtulamadığımız bir bağımlık haline geldi… Küçük ve işe yarar gibi görünüp aslında bize kendini zorla bağlatan bu aletlere farklı bakış açılarından bakmak belki bizler için yeni bir adım olur, telefonu amaç değil araç yapabiliriz. O zaman başlayalım!

Telef 1- Tabii ki başı ceplerimiz çekiyor:

“Bu ne demek şimdi?” diyecek olursanız; akıllı telefon almak için girdiğimiz yarışta ilk adımda bütçemiz sarsılıyor. Eğer önlem alamazsak ve bu durumu bir hastalık haline getirirsek de hakikaten tüm bütçemiz telef oluyor ve düzeltebilmemiz belki imkansız, belki de çok zor oluyor. Boy boy, renk renk, çeşit çeşit üretilen telefonları modaya göre almaya kalkanımız çok. Ancak moda olan telefonlar belli başlı ve maliyetleri, almak isteyenlerden daha çok. Hele ki günümüz Türkiyesi’nin dolar/Euro kuru zaten bizlere zevki yaşatmamak için elinden geleni yapıyor.

Telef 2- Zamanımız desek yalan olmaz herhalde...:

“Neden?” diye sorarsanız; bize sunulmuş bu imkan sayesinde zamanımız bereketlenmesi gerekirken, bitmek bilmeyen mesajlaşma, sosyal medya hesaplarımız ve sitelerde vakit harcama yüzünden neredeyse kendimize ve çevremize hiç zaman kalmıyor. Maalesef ki küçük elektronik dostlarımız zamanımızı lıkır lıkır içip bitirirken, biz ne kadar vakit harcadığımızın (çoğu zaman) farkına bile varmıyoruz.

Telef 3- Kesinlikle parmaklarımız:

Bu kadar hoyratça kullandığımız parmak kaslarımız ileriki zamanlarda kullanılamaz hale geldiğinde acaba bunu neyle telafi edeceğiz hiç düşündük mü? Yapılan araştırmalara göre gereken zamanlar dışında yoğun bir şekilde telefon kullanan insanlarda el ve parmak yapısının değiştiği, özellikle serçe parmak kemiğinin eğrileştiği ve yeni bir şekil aldığı görülmüş. Bunu araştırıp, araştırmayı okuyup sonrasında ise kendi parmağınızla kanıtlayabilirsiniz…

Telef 4- Gözlerimiz diye düşünüyorum:

O gözlerin dili olsa da konuşsa, acaba neler söylerdi? Ben hayal edebiliyorum. Sizin de hayal gücünüze bırakıyorum. Göz tembelliği mi dersiniz, göz tansiyonu mu yoksa göz kuruluğu mu o size kalmış…

Telef 5- Boyun kaslarımızdır herhalde...:

"Hadi canım sende!" dediğinizi duyar gibiyim ama yok ben çok ciddiyim. Çünkü bende problemler çıkmışa başladı bile. Bence sizde kendinizi bir kontrol etseniz iyi olur. Umarım ben yalancı çıkarım. Çağımızın en yaygın kronik sağlık sorunlarından biri bel ve boyun fıtığı… Yorumu size bırakıyorum.

Telef 6- Tartışmasız beynimiz:

Bu konuda uzman değilim ama, kulağıma çalınanlar ve tahminlerim çerçevesinde beyin bu deformasyondan en çok etkilenen kısmımız olmalı. "Eyvah" diyorum. Hormonlu gıdalar, hava kirliliği, gittikçe kalabalıklaşan dünya ve gün içerisindeki stresli yoğunluk zaten beynimizi çok fazla yoruyorken, boş şeyler için ekstra onu yormaya ne gerek var?

Telef 7- Çevremizle olan sosyal ilişkilerimiz gitgide azalıyor:

Bunun zaten herkes farkındadır, farkında olmayan ise ya salaktır ya da en büyük yalancı. Çünkü bu mekanik arkadaşlar bize daha konsantre ve geniş kapsamlı sohbetler sunabildiği için (veya biz sunduğunu düşündüğümüz için) günlük hayatın içindeki sohbet ve irtibatlar bize yetersiz ve tatsız gelebiliyor. Hele hele bunun farkına varmazsak, iyice içimize kapanıp, tekil bir hayata bel bağlayabiliyoruz. Ancak bu psikozdan çıkmamız o kadar olamayabiliyor çünkü hem vücudumuz yalnızlığa alışıyor ve iletişim kurmayı unutuyor, hem de hali hazırda var olan tüm çevremizi yitirmiş oluyoruz. Bence bu gizli bir tehlike ve bunun farkında olmalıyız.

Telef 8- Melekelerimizde hızlı bir şekilde zayıflama oluşabiliyor:

Bu teknoloji birçok konuda bize kolaylıkları hızlıca sunduğu için, bizim fiziksel ve beyinsel olarak çaba gösterme şansımız bile isteye kısıtlanmış oluyor. Böylece birçok konuda yeteneklerimiz körelmiş oluyor. İnsan-motor gücümüzü kendi ellerimiz ile paslanmaya bırakmış oluyoruz. Hatta ve hatta gönüllü olarak hareket kısıtlılığı yaşıyoruz, bu normal mi sizce?

Telef 9- Diyaloglarımızdaki deformasyon diyebiliriz:

Prototip olarak geliştirilirken benzerlerinden “daha hızlı, daha iyi, daha şık” gibi özelliklere sahip olması kriter alınan bu cihazlara yetişebilmek için bizde ifade tarzımızı hızlandırıp kısaltmalara ve emojilere yöneliyoruz. Belki farkında değiliz bu durumun ama böylece ana dilimizi bile unutur hale geliyoruz değil mi?

Telef 10-Doga ve dünyayla olan bağlantımız bazen eror veriyor:

Bu da diğer 9 maddenin getirisi olarak bize bir “Hİ!” diyor. İnsanlığın su içmek, yemek yemek ve uyumaktan bile daha zaruri gördüğü bu teknoloji bizi insanlığımızdan, doğamızdan, yaratılışımızdan ve yaşadığımız dünyadan uzaklaştırıyor. Bir seyahate çıktığımızda gözlerimiz ile hafızamıza atacağımız görüntüleri, fotoğraflayıp Instagram’a atıyoruz… Bulunduğumuz yerin tadını çıkartmak varken, yeri geliyor kafamızı telefonlarımızdan kaldırmıyoruz. Ne kadar doğru gerçekten bilemiyorum…

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL