BOŞLUĞA MEKTUP

 Uzun zaman olunca nereden ve nasıl başlanır bilemedim mektup yazmaya. Sözcüklerle aram iyidir oysa, ona güvenmek istiyorum sadece başlarken…

Duygular karmaşıktır, belki de biz yapıyoruzdur, bilemiyorum. Yaşarken veya göz önündeyken adlandıramıyoruz, anlamak da istemiyor olabiliriz bilinmez…

Bir sigarada suç ortaklığı yapmıştık. Geriatri koğuşundaydın, ben de molaya çıkardım. En uçtaki pencere hep açık olurdu. Sigaramı yarılamak üzereydim ki sen geldin. “Bir tane de bana ver” demiştin. Oysa en büyük azarımı ve tokadımı sigara yüzünden yemiştim. Suç ortağı olduk, gizlice verdim. Üç beş dumanı alıp “İçemiyorum artık” demiştin de hızlıca camdan atmıştın. Yine sessizce geldiğin gibi yatağına dönmüştün. Belki suç ortaklığından mıdır bilinmez hiç silinmedi o sahne hafızamdan.

Kendince vedalaşma yöntemin de olabilirdi, bilemiyorum. Çok konuşmazdık, birkaç kez denemiştik konuşabilmeyi, beceremedik. Birkaç girişimim sonuçsuz kalmıştı anımsadığım.

Bir akşamüstü, saat 17.30 falandı, kapı zili çaldı. Boş bulunup “Aaa babam geldi” demiştim… Annemin yüzünü hiç unutamam. Yokluğundan sonraki ilk aylardı. Yeni emekli olmuştun. Evde sıkıldıkça dışarı çıkar ve 17.00’ı biraz geçe dönerdin evine. Memur gibi, mesai bitecek ve çıkacakmışsın gibi… Memurdun belki onun etkisidir, dakiktin genelde ve oturmuş alışkanlıkların vardı.

Annem dedim de şikayet etmek gibi olmasın, birkaç ay hayata küsmüştü. Biliyorsun ayrı oturduğum için hep yanında olamadım. Bir ay kadar sonra tekrar gördüğümde çok kilo vermişti. Depresyona girdiği kesin, yemek yememiş, ölmek istemiştir de sanırım…

Sever miydiniz birbirinizi? Annem seni sever miydi? Yoksa alışkanlık mıydınız birbirinize? Çok kavgalar ederdiniz çocukluğumda. Bir keresinde yine annem teyzemlere gidecekti. Bizi bölüştünüz aranızda ben de sende kalmıştım. Niyedir bilinmez benim de kalmamı istemiştin.

Çocukluğumdan anımsarım, sever gibiydin beni. Sık sık yanında işe götürürdün. İlk marşlarımı sizin okuldaki öğrencilerden öğrenmiştim biliyor musun?

Okul deyince… Kızardın bana çok okuyorum diye. Kızdıkça da “Moskof mu olacaksın?” derdin… Moskof’luk kötü bir şey değil, korkma! Okuyanın, düşünenin başına gelmedik iş kalmaz, gördüklerinden mi korkardın? Kim bilir sorgulamak mı kötü diye öğretildi sana? Hiç söylemedin ki niye kötüydü Moskof’luk…

Okul diyorduk… Sen bitirdiğimi göremesen de liseyi de bitirdim, ikinci üniversite de bitecek bu yaz. Lise diplomamı pilastik dosyayla yolladım. Annem mezarına koymuş, koynundaymış toprakta da olsa. Görseydin, gurur duyar mıydın, gizli gizli nemlenir miydi gözlerin? Sanki öyle olurdu.

Çocukluğumda severdin beni biliyorum. Nerede koptuk, nerede benden vazgeçtin? Bir “günah”sa benim günahımdı. Senin iki tane daha oğlun var. Erkekliğin de kusurlu değildi, bil isterim. Bazı çocuklar da trans doğar!

Sonraları biraz düzelir gibi oldu aramız. Birbirimize alıştık belki, en azından artık aynı havayı soluyabiliyorduk. Biliyorum, özünde iyi adamdın. Aşabildiğin kadar da aştın kendini. Sırf çocuklarını anlayabilmek için –gerçi sizin okulda ve görevli olduğun zamana da denk geldiği için- Anne-Baba Okulu’ndan mezun olmuştun. Yine de elinden gelenin en iyisini yaptın. Kabul ediyorum, ben de kolay değildim. Ergenlik vardı, kimlik savaşı ve biraz da dik başlıydım sanki… Yanlış coğrafya, yanlık zamandı ya da…

Senden bir yıl kadar sonra Tony de öldü. İkiniz de severdiniz birbirinizi. İş dönüşü bira aldığın zamanlarda gizli gizli çerezlerini çalardı. Çalacağını bile bile uzanacağı yere koyardın. Bahçede yatıyor şu an, senin de en sevdiğin köşede bir gölgelik buldu Tony kendine.

Çalmak dedim de bir tek Tony bir şeyler yürütmezdi. Arada sigaram bitince ben de sigarandan otlanırdım. Bazen söylenirdin, bazen de hiç sesini çıkarmazdın. Sigara suç ortaklığımızdı da.

Bir kış günüydü, akşam saatleri, telefonum çaldı. Açtım ve açtığımda yere düşmüştüm. O gün erkek kardeşim de bendeydi. Telefonu o almış. Ne kadar kaldım öyle bilmiyorum. Kendime geldiğimde evin ruhu çekilmiş, ayaz çökmüş gibiydi evime…

Takside biraz toparlar gibi olmuştum. Kelimenin anlamını çözer gibiydim: Öldü, ölmüş… Ölmek ne demekti ki? Daha dün sabah görmüştüm seni. Dün sabah. “Artık herkes evine ve hayatına dönsün, ben iyiyim” diye yollamıştın hepimizi…

Kalabalıktan hoşlanmazdın. Hastanede de çok gelen giden olmasını sevemedin. Doktorun “Artık evine götürün, evinde huzur bulsun” demişti.

Söylemedin ama hastanenin ilk gününden biliyordun sanki hastalığını, iyi olamayacağını. Söyleyememiştik sana kanser olduğunu, söylesek de değişmezdi ki, pozitif değildin, savaşamazdın da hayatla… Geç kalınmıştı da teşhis için, son evresindeymişsin.

Ölüden korkulur mu? Ölüm soğuk derlerdi, oysa ben yanına yatarken hiç korkmamıştım. Evinizin salonunda, yerde yatıyordun biz geldiğimizde. “Görme” dediler, “Görme korkarsın!”

Ölümden mi, ölen sen misin ondan mıdır, ben ölüden korkmadım. İki kızın da ölüden korkmuyor, bunu da bil baba! Kapıdan çıkardılar, balkondan girdik yanına. Öpünce biraz soğuktun. Gerçi sen hep soğuktun bana… Öpünce belki de öldüğünü anladım. Kirece dönmüş yüzün biraz da gülümser gibiydin…

Acıların mı dinmişti yoran hayattan kurtulduğun için bilinmez, güler gibiydin. Ondan mı korkmadım? İnsan babasından korkar mı? Ölü bile olsa…

Büyümüş sayılırdım seni kaybettiğimizde. Sır vereyim mi? Her çocuk babası ölünce büyürmüş… Şimdilerde içimde ne öfke var sana karşı ne de kırgınlık.

Özlüyorum mu onu da bilemiyorum… Yine zaman zaman 17.00 civarında kapı çalsa, annemdeysem sen geliyorsun aklıma. Düşünsem de “acaba mı” diye, annemi anımsıyorum, o beyaz kireç yüzünü, kelimelerimi içime bağırıyorum artık…

Sana yazmaya anca mı cesaret buldum yoksa artık acıların mı hafifledi bilmiyorum. Yüzüne söyleyemediklerimi, söyleyemeyeceklerimi, hiç okuyamayacağın mektuba döktüm.

Son bir şey daha: Bir torunun var adını taşıyan, bir de torunun çocuğu. Anlayacağın hayat devam ediyor, sevsek de sevmesek de… Çocuklar büyüyor, bazen tam kimi zaman da kanayan yanlarıyla…

Bir Babalar Günü. Babasız 17. Babalar Günü. Son bir sır daha: Galiba ben de seni sevdim baba…

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL