BİZİ YÖNETEN ALGILAR

 Algı: Bir şeye dikkati yönelterek o şeyin bilincine varma, idrak.

 
Neden bazı şeyleri fazla düşünmeden gerçekmiş gibi kabul edebildiğimizi hiç merak ettiniz mi? Bazı olguların doğru olmadığı halde doğruymuş gibi kabul edildiğini gördünüz mü? Ya da yeni bir şey öğrenmenin neden bazen çok zor olduğunu düşündünüz mü? Bunların hepsinin sebebi aslında aynı: Bilişsel kolaylık. 
 
Tıpkı bir manzaraya farklı açılardan, önünden, arkasından baktığımız zaman farklı şeyler görüldüğü gibi, her insanın da aynı olaya tepkisi nereden baktığına bağlı olarak değişir. Bu durumda ne kadar insan varsa o kadar çok bakış açısı ve algılama biçimi vardır diyebiliriz.
 
Peki, nedir bu bilişsel kolaylık? Hepimizin bildiği ve doğru olarak kabul görmüş bazı gerçekler vardır: gökyüzü mavidir, ağaçlar yeşildir gibi... ‘’Doğru" olarak tanımladığımız şeyler hayatımız boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkmış olgulardır. Bu tür şeyler sadece doğru hissettirmekle kalmaz, tanıdık da gelir. Zahmetsizlerdir ve iyi hissettirirler. Tüm bunlar bilişsel kolaylığın sonuçlarıdır. Beynimiz enerji tasarrufu yapmak için bu yöntemi kullanır.
 
Her birimizin kişisel geçmişimizden getirdiğimiz yani tecrübelerimizle belirlediğimiz duygularımız ve yargılarımız var. Bu da anlık algılarımızı önemli ölçüde belirler. Mesela üzerimizde kredisi yüksek sevilen, sayılan birinin bir davranışı hoşgörüyle karşılanırken başka birinin benzer davranışı kızgınlıkla karşılayabiliriz.
 
Sorun şu ki "bilişsel kolaylık" olgusu farklı yöntemlerle yapay olarak da yaratılabilir. Nasıl mı? Aslında hepimiz bu duruma farkında bile olmadan sıklıkla rastlıyoruz. Birkaç örnekle anlatayım: bazı televizyon dizilerinde kadına şiddet, tecavüz veya silahlı çatışma sahnelerine sıklıkla yer veriliyor. Zamanla beynimiz de bunların doğru olduğunu kabul edebiliyor. 
 
Michigan´da bulunan iki üniversitede yapılan bir deneyde; deneyi yapanlar üniversite gazetesindeki bazı reklamları çıkardılar ve her reklamın yerine bazı anlamsız kelimeleri reklam başına bir tane olacak şekilde yerleştirdiler. Bu kelimeler farklı sıklıklarda gazetelerde göründüler. Bir kelime gazetede sadece bir kere çıkarken diğerleri ikişer, beşer ya da yirmi beşer kez göründü. Kelimelerin basılma sıklığı diğer üniversite gazetesinde ise tam tersiydi. Araştırmacılar deneyin sonunda anketörler gönderip deneklere kelimelerin anlamlarını derecelendirmelerini istediler. Bu derecelendirme "Bu kelime iyi bir anlama geliyor" yargısından "Bu kelime kötü anlamlı" yargısına kadar uzanan bir skalaya sahipti. Sonuçlar açıktı. Bir kelime gazetede ne kadar sık kullanılmışsa o kadar çok insan o kelimenin iyi bir şey olduğunu düşünüyordu. Yani yeterli tekrar ile anlamsız bir kelime bile tanıdık bir şeye dönüşebilmektedir.
 
Başka bir deneyde de okul yıllığı fotoğraflarına bakan katılımcılar, fotoğrafları birkaç kere daha gördükten sonra fotoğraftaki kişileri daha cana yakın buldu. Bu durum "ünlü" diye tabir ettiğimiz insanların neden bu konumda olduklarını da açıklıyor çünkü onların isimlerine ya da görüntülerine daha fazla maruz kalıyoruz. Mesela, bir şarkının birkaç kez dinlendikten sonra ilk dinlemeye göre kulağa daha güzel gelmesinin nedeni de bu olabilir.
 
Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL