BİR SELAM ÇAKIŞ: PEMBE ÜÇGEN

 İkinci dalgalanma dönemi denilen 1871-1940 arası yıllar, LGBTİ+lar hareketi için önemli bir eşiği işaret eder. 1920’ler Almanyası olduğu yüzyıl için için çok ileri bir düzey, tabiri caizse eşcinseller için bir cennete denktir.

Fransız İhtilali, Sanayi ve Ekim Devrimi, bireysel özgürlüklerin ve hak arayışlarının küçük kıpırtılarını da tetiklemiştir.

Bireysel özgürlük arayışı, cinsel yönelim, cinsel özgürlük, cinsel devrim gibi alanları da tetiklemiş, varoluşsal dışavurumu da dönüştürmüştür.

Kişiler kendilerini oldukları gibi ifade etmeye başlamışlar, bunun sonucunda da elbette ki kültür alanından edebiyata, sanatsal yapılara, gündelik hayata etkiler oluşmaya başlamıştı. Hitler Almanyasına kadar her alanda ve tüm bireylerin özgürlüğünden söz etmek bir nebze de olsa eşit yurttaşlıktan bahsedebilmek de mümkündü.

Doğal seleksiyon yöntemiyle ari ırk yaratma hastalığına kapılan, cüce diktatör hızlı bir başlangıçla insanlığın ortak hafızasında onarılmaz yaralara yer açmıştır.

İkinci Dünya Savaşı öncesi 1935 yılında Hitler iktidarı döneminde, öncelikle 175. Madde eklemelerle eşcinsellik, aynı cinslerin el ele tutuşması, öpüşmesi gibi konularda yasaklar getirilmiş, cinsellik baskılanmaya başlanmış, hatta cinsellik üzerine yazılı kitaplar toplatılmış, büyük bir kısmı da yakılmıştır.

Sonraları 175.maddeden suçlu bulunanlar toplama kamplarına yollanır olmuş, hadımla cezalandırılmıştır. 1937-1939 yılları arasında yaklaşık 25 bin erkek eşcinsel bu cezaya tabii tutulmuştur. Sağlıklı kayıtların tutulduğunu düşünmek elbette doğru olmaz. Bahsi geçen madde ancak 1969 yılında Batı Almanya’da yürürlükten kaldırılmıştır. Nazi kampların sonrası bile kamp kayıtlarıyla tutuklanmalar sürmüştür.

1942 yılına gelindiğinde ceza Hitler tarafından idama çevrildi. Kamplarda hiyerarşi oluşsun ve gardiyanlar kime nasıl davranacaklarını bilsinler diye sembolleşmeye gidilerek, suçları belirlemek için üçgenler kullanılmaya başlanılacaktı.

Kırmızı üçgen siyasi mahkumları, yeşil üçgen adi suçluları, Davut’un yıldızını oluşturacak biçimde iki sarı üçgen Yahudileri, pembe üçgen eşcinsel erkekleri, siyah üçgen de asosyal kişileri ve eşcinsel kadınları, iki pembe üçgenli Davut yıldızıysa en alttakini, yani Yahudi eşcinsel erkeği belirtmek için kullanılmıştı.

Rosa Winkel olarak adlandırılan pembe üçgen sahibi mahkumlar, kamplarda en ağır işlerde kullanılmakta, bazen de kampdaşları tarafından alay ve aşağılama gibi bir ötekileştirmeye de maruz kalmaktaydılar.

İstatistik sunmaktan nefret ederim lakin olayın vahim boyutları açısından bazı rakamlar vermeden de geçmek anılarına hürmetsizlik olur!

Baş belası yasanın yürürlüğe girdiği andan itibaren 100 bine yakın kişi tutuklanmış, bunların 50 bini kamplarda suçlu bulunmuş, hadım uygulamalarının dışında kamplardakilerden 15 binden fazlasına dair herhangi bir bilgiye hiçbir zaman ulaşılamamıştır.

Kayıtlara tam güvenilmemekle beraber 10 ila 25 bin kadın eşcinselin de Auschwitz kamplarında öldürüldüğü düşünülmektedir.

1990’lı yıllarda Alman hükümeti diğer soykırıma uğrayan gruplarla beraber eşcinsel toplumundan özür dilemiş.

1970’li yıllarda siyah ve pembe üçgenlerin, LGBTİ+lar için dünyanın her yerinde özgürlük mücadelesinde ve hak savunusunda simge haline geldiği görülmektedir. Türkiye’de de İzmir’de Siyah-Pembe Üçgen LGBTİ+lar Derneği kurulmuştur.

Bütün üçgen takmak zorunda kalanların ruhlarına selam olsun, ayrımsız!

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL