BAHARI MI MÜJDELEYECEK?

Nefesleri tuttuk, maraton yarışçıları gibi kilitlendik 31 Mart ve ardına. Siyasi partisinden adayına, seçmeninden sandığın her alanında görev alacak olanına kadar… Kader oylaması diyen de var, beka meselesi diyeni de.

Mahalli ve Yerel İdareler Seçimi herkesin yürekler ağzında beklediği. İşin özü yerel yöneticiler seçilmekte ya da seçilmeli olması gereken aslında. Bizim gibi şahsına münhasır bazı ülkelerde durum hiç de bundan ibaret değildir, o kesin. Yerelin sorunlarının yerelde çözülmesi, yerel halktan adayların çözmesi gerektiğine inanıp savunanlardanım da.

Oturduğum semtin, mahallenin parkının, bahçesinin, imarının veya yol sorununun devle meselesine dönüşmesini hele de çözümü için kimi asırları bulan süreçte çözüm getirilmesine, onayına aklım hiç basmamıştır. Bürokrasi ağır işliyorken kambur üstüne kambura dönüşüyorken… Her yerelin ihtiyacı ve yapısı kendine özgüdür, uzaktan bazı adamların ‘Ben bilim, doğru budur’ onayı çözümsüzlük ve keşmekeş üretip, sadece halının altına süpürmekle eş değere dönüşür çoğu zaman. Belki de benim aklım basmıyordur devlet meselelerine…

Biraz yaş alma belirtisi midir nedir anlamakta güçlük çeksem de çocukluğumdaki seçimleri özlüyorum! Sadece çevre kirliliğine yol açıyordu en azından ya da diller bunca yaralayıcı değil miydi ne? Kim bilir çocuktuk belki de bize öyle geliyordu. Ne kadar çocuk olsam da bunca kutuplaşmanın sivrildiğini, meydan muharebelerine döndüğünü anımsamıyorum, sanmıyorum. Bir muhtarın, belediye meclisinin ya da başkanı meselesinin ‘beka’ ile özdeşleşebileceğini sanmıyorum…

Savaş halindeymişçesine, can hıraş, en büyük umutlar eşliğinde - . iktidar partisi büyük oy kaybına uğrarsa elindeki İstanbul gibi bir metropolü kaybetse bile hakimiyeti sorgulanacak, erken seçime gitmek zorunda kalacaktır, siyasi temüller gereği en azından olması gereken diyelim. İstanbul’u alan Türkiye’yi de alır derler. 113 ülke nüfusundan fazla olan, ticaretin, turizmin pek kalmasa da kültürün başkenti, dünya şehri hele de 15.5 milyon nüfuslu bir yeri yönetmek, devleti yönetmekle eş değer.- umutlusu-umutsuzu, boykotçusu, kararsızı gün saymaktayız. Günler yaklaştıkça anketler kimi zaman Cumhur İttifakı’na, bazen Millet İttifakı’na göz kırparken, sular iyice bulanıyorken, çarşı pazarda yangın büyüyorken, tanzim kuyruklarında, miting alanlarında baltalarımızı bileyerek, atılan kalenin aslında hepimizin kalesi, evi, yuvası olduğunu da unutarak çelmeler eşliğinde gol atma telaşında hızlıca ilerliyoruz 31 Mart’a. Yanan ev hepimizin, keşke arada soluklanırken anımsasak, soluklansak ya da… Belki arkamızda bıraktığımız yangını göreceğiz de göz kararınca zor oluyor demek ki!

İşte böyle hallerimiz yine bir seçim arifesinde. Bu seçim ya da dönemeç her şeyin son noktası. Sonun kaçıncı noktası, bitmeyen kaçıncı dönemeç bilenler söylese diyeceğim de en aklı başındamızı da terk edeli çok oldu aklı… Yazıya ruh katsın, biraz esnafın sesi de duyulsun diye iki küçük röportajı da eklemek isterim yazıya. İki konuğumun da isimlerini gizlemek zorundayım. Varın gerisini siz düşünün…

İlk konuğum 30 yıllık esnaf, aile babası, belki kemerin son dişine de gelmiş, ayakta kalmak için direnen, gıda sektöründe faaliyet gösteren, Beyoğlu sakini, iş yeri orada…

30 yaşında o da gıda sektöründe Beşiktaşlı esnaf öteki konuğum. Özellikle gıda sektöründen seçtim, gıdanın temel vazgeçilmez olduğu gerçeği ile. Orada da ateş var mı, varsa da tüm piyasaya mikro bazda ölçek oluşturur anlamında. İki farklı ilçe olsun istedim. Kültürel dokuları, demografik yapılarının farklılığı ile ayrı ölçeğe örnek teşkil etmekteler:

- A Bey, ne kadar süredir esnafsınız, burada ne kadardır bulunmaktasınız?

30 senedir esnaflık yapıyorum, 5.5 senedir de Beyoğlu semtinde kebapçılık yapmaktayım.

- Belediye başkanı hakkındaki fikirleriniz? Yeniden aynı adaya mı oy vereceksiniz?

Beylikdüzü’nde yaşıyorum, o nedenle burada oy kullanmayacağım. Belediye Başkanı hakkında da idare eder diyelim. Çok söze de gerek yok aslında…

- Ekonomik durumla ilgili fikriniz nedir? Ekonomik tablo oy verme tercihinizi değiştirir mi?

Sürekli masraflardan kısarak yaşıyoruz, eleman çıkartarak. Masraflardan kısman için de çoğu işi kendim yapıyorum. Kasaya bakıyorum, kebap tezgahına geçiyorum… Bir arkadaş, eş-dost gelince iki kelime edecek zaman ayıramıyorum, iş aksayacak diye! Kazanç düşerken fiyat artışları her güne ve her şeye gelen zamlarla ayakta kalmak iyice zorlaşıyor. Bakalım nereye kadar gidebileceğiz? Elbette alım gücü ve durum da insanı oy vermeye giderken düşündürebilir.

- Seçim sonrasına dair beklentileriniz? Ekonomide düzelme bekliyor musunuz? Erken seçim olur mu sizce?

Çok şey değişmez yani! Düzelme olacağını sanmıyorum ama yine de İnşallah diyelim. İyiye giden bir şey yok hayatımızda. Konu komşu sürekli kepenk kapatır durumda. Çoğu dükkan uzun süre boş kalıyor. Yeni iş kurmak, sürdürmek iyice zorlaşıyor. Başlayan da 3 5 ay sonra pes ediyor. Yerin iyi değilse farklı bir şey yapmıyorsan… Lokantalar, marketler bile kapanıyorken… Erken seçim olmaz ama altından nasıl kalkarlar onu bilemem.

- B, ne kadardır esnafsın? Neden Beşiktaş? Artısı ve eksisi ne desem?

Yaklaşık 12 yıldır esnafım. Orta Anadolu’dan babamın görevi gereği gelip, buraya yerleşmiştik. Gençliğim de geçtiği bir yer olunca çevre de oluşuyor haliyle. Semtimde esnaflık yapmak biraz kaçınılmaz gibi de…

- Ekonomik tablo hakkında fikrin ne? Sen ve senin gibi küçük esnaf nasıl ayakta duruyor?

Yılı bırak, ay ve gün geçtikçe bariz olarak gözle görülür şekilde küçülme. Önceden 100-150 liraya doldurduğum dolabın, iş yerinin temel ihtiyaçlarını artık 250 liraya, 300 liraya alır olduk. Çevremce çok fazla arkadaşım pes eder durumda. Ben gıda üzerine olduğum için direnme şansım biraz daha fazla. Karın doymak zorunda, bizimki zor doysa da… Ali’den borç alıp Veli’ye, o olmadığı zaman kredi kartları veya banka kredileriyle dönmeye çalışıyoruz. O tarz şansa sahip olmayanlar da annesinin, eşinin bilezikleriyle ayakta kalmaya çalışıyor. İflas edenler, kapatanlarsa zorunlu köyüne, memleketine dönüşü seçiyorlar. Gazetelerde cinnet geçirenlerin haberleri artıyor, intihar edenlerin de. Benimki ne kadar gider belirsiz, böyle giderse ne kadar açık kalabilirim? İnsanlar sicilleri bozulduğu için eş-dost adına kredi çekip borç ve kira öder oldular, ben de dahil.

- Şu anki belediye başkanınız hakkındaki görüşlerin neler? Tekrar oy vermeyi düşünüyor musun?

Memnunum denemez. Hele geçen dönem ve dönemlerde oy verdiğim partiye artık oy vermem kesinlikle mümkün değil. Kendimce çok geçerli sebeplerim var. Bu dönem ve gelecek dönemlerde oy vermeyi düşünmüyorum kimseye. Hatta oy vermeye gidip, yerel ve devlete dair şikayetlerimi yazsam, yazsam da nasılsa kimseye ulaşmaz deyip de duruyorum kendime.

- 1 Nisan ya da sonrası için beklentin ne? Ekonomide düzelme olur mu? Erken seçim bekliyor musun misal?

Daha kötüye gideceğini düşündüğüm için 1 Nisan gelmesin istiyorum. Ekonomik çöküş ve zamlar artacak, hayatla baş etmek zorlaşacak. Her geçen gün gibi bu günümüzü de arayacağız… Kötüye giden ülkede çoğu şey seçim öncesi bastırılıyor, oy kaybetmeden çıkarlarsa sonrasını düşünmek bile… Küçük esnaf olarak aldığın oran ve depolama şansın da sınırlı olunca 3-5 kilo için market market gezmen gerekiyor, tanzim satış sonrasında buna dönüştük. Saymakla bitmez dertler ve gelecekten de ümitli değilim kısacası. Erken seçim olmaz gibi geliyor bana. Beşiktaş’ta CHP alır. Anakentte AKP. İktidar tüm yetkileriyle her türlü bastırıyor. Ayrıştırarak, bölerek, oy potansiyeli görmediklerini de düşmanlaştırarak, düşmanı görerek. Bir dönem içlerinde olan ve oy vereni de olarak stratejilerini biraz biliyorum. Mesela 8 Mart’ta bu denendi. Kadınlar yıllardır yürüyor, bu ülkede ezan da günde 5 kere okunuyor. İlk kez mi ezana denk geldi? Taksim’i Beyoğlu’nu bilen ve giden biri olarak, yoğunluk ve yoğunluğun gürültüsünde bile çoğu zaman ezan duyulmuyorken… Erken seçim 31 Mart etkisiyle olmaz ama oyları zayıflarsa, ellerini güçlendirmek ve güven tazelemek için kendi istekleriyle olur diye son olarak belirteyim.

Girdik bir alamete, kaygının, umutsuzluğun, kutuplaştırılmanın, varlık kuyruklarının gölgesinde yereliyle, bekasıyla, ayanından beyanına, gördüklerimizden duyduklarımıza pek tabii ki perde arkasıyla, görünmez gündemleriyle, belediye başkanı adayından devletin başına, konuşamadan, bolca dövüşüyle son sürat gidiyoruz 31 Mart’a…

Seçiminiz ne olursa olsun vicdani, ahlaki, mantıklı ve de oldukça insani olsun! 1 Nisan’da da aynı gökyüzü altına uyanacağız. Karşı karşıya açılacak yine kapılarımız. Yönetenler geçici, konu komşun, bakkalın, eşin dostun, akraban kalıcı. En önemlisi de halk olarak biz kalıcıyız!

 

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL