AŞK

 Aşk herkesçe farklı tariflere konu olan bir sözcüktür. Bir kimseye yoğun ilgi duyma, fiziksel arzu oluşma, hormonal değişimin baş göstermesi, her an yanında olma isteği gibi semptomlar sergileyen durumdur. Genel kanı bittiği yönünde. Şekil değiştirse de sevgiye dönüşür, evliliğe ya da hayat arkadaşlığına göre gidebilir.

Günümüzde çok çabuk tüketilip, tükenip ‘çiklet aşkları’ olarak da tasvir edilir. Sanki sebebi değişen dünyayla beraber algılardaki değişim, yanında da artık arzu ettiğin insana daha rahat dokunabilme, sevişebilme sonucu ihtirasın sönmesi olabilir.

Değişen dünya demiştim, sonucunda da özellikle ağır yaşam şartlarının da etkisiyle gelişen teknoloji sayesinde de her şeyi sanal yaşar olduk. Dostlukları, arkadaşlıkları… Aşk da bundan bağımsız kalamazdı elbette!

Sanal sohbetlerden, telefon konuşmalarından bir şeyler hissetmeyen kimse yok gibidir, varsa da çok azınlıktadır.

Zamansızlıktan kopan ilişkilerinden, hayatımızın sanal gerçekliğe doğru kaymasının da etkisiyle bire bir insani ilişkileri de körelip olup iletişim kuramaz, kurarken de bocalar hale geldik.

Bu gerçeklikler sonucu hayatımızda büyük değişimler oluşmaya başladı. Mesela aşk hayatımızda da! 2013 yılı bir film var. İki kez izlemiştim daha önceden. İki gün önce yine karşıma çıktı. Konusu ve orijinal senaryosu nedeniyle kesinlikle izlenesi bir film.

Orijinal adı ‘Her’, dilimize Aşk olarak çevrilmiş. Temel ekseni aşk olduğu için makul bir gerekçe. Senaryosuyla 2013 Oscar’larında 5 dalda aday olup En İyi Orijinal Senaryo ödülünü almıştı. Bence de gerçekten hakkıymış, diğer adaylar konusunda fikrim olmadığını da belirteyim yine de.

Senaristliği ve yönetmenliğini Spike Jonze yapıyor. Kadroda Joaguin Phoneix, Amy Adams’la beraber sesiyle de Scarlett Johansson bulunuyor. Üzgünüm beyler, güzel yıldızımızı göremeyeceksiniz. Hoş benim de güzel bulduğum kadınlardandır laf aramızda. Tür olarak bilim kurgu ve romantik dram diyebilirim.

Theodore, geleceğin Los Angeles’ında yaşayan, 30’lu yaşlarında genç bir adamdır. Yazım yeteneği olmayan, hoşlanmayan kişiler adına mektuplar yazan, sözcüklerle de arası iyi, bununla da geçimini sürdüren, profesyonel bir yazarımız. Depresif, yalnız yaşayan, içine kapanık bir abimiz filmin esas oğlanı. Boşanma sürecinde de haliyle mutsuz ve yalnızlık çekmekte. Ana karakter bu.

Amy ise Theo abinin yakın arkadaşı, bire bir neredeyse örtüşen kişiliklerden de. Geçmişte aşna fişne durumları da varmış. Dedikodu ayıp, her neyse. Amy’e de kayıtsız kalamazdı adam, hoş hatun sonuçta.

Theo böyle günler geçirirken yapay zekaya sahip, kişiselleştirilebilen, deneyimlerle gelişen, konuşabilen bir işletim sistemi alır. Sistemin bir kadın sesiyle konuşmasını arzu etmektedir. Sonuçta hetero bir herif, yalnız, mutsuz ve hoş bir kadın sesi de duymak hakkı.

Scarlett sahneye girer, heyecan yok. Şuh, vamp kadın halleriyle arz-ı endam etmiyor. Kadınlar, kocalarınızı, sevgililerinizi çok kıskanmanıza gerek kalmıyor. Çift olarak rahatça izleyin. Ayy tüyolar vermeye başlamadan konuyu değiştirmeli. Sesin ona ait olduğunu bilmek acaba ‘herif hayalinde canlandırıyor mu?’ kuruntusuna yol açar mı bilemem. Kuşkuyu da ekecektim elbette. Kıskançlık ve kötülük halleri. Ben hep yalnız izlemiştim, belki de sebebi budur.

Theo Samantha’yı her gittiği yere götürür hale geliyor, tabir-i caiz ise onun dış dünyadaki gözü oluyor. Kimi zaman mekan anlatıyor, bazen bir duyguyu tarif etmeye çalışıyor.

Gün geçtikçe yoğun diyalogların da etkisiyle pek bir bıcır bıcır bir yakınlaşma doğuyor aralarında. Entelektüel sohbetler, paylaşma halleri, ee herif yalnız, kadının sesi hoş, anlayışlı, erkek tabiriyle kaprissiz, tripsiz, vıdı vıdı da yok.

Bundan iyisi Şam’da kayısı tadında bir hatun kişi, yoğunluğun artması, az biraz sırdaşlık, kankalık boyutunda arkadaşlık… Hayır ara ara da sanal sevişme demeyeceğim, katiyen demeyeceğim.

Fazlası ve daha fazlası filmin kendisi. Oldukça keyifli bir filmdi benim için. Akan sahneler, farklı konusuyla bilim kurgu merakınız da varsa tam sizlik. Özel dekor, film için oluşturulan konseptler, Çin’in de zaman zaman farklı yüzlerini görebilme şansı.

Bittiğinde algılarınızdaki değişim, sorgulama halleri de filmin getirisi. Belki aşkı ve duyguları yeniden de tanımlama isteği duyabilirsiniz. Uzak ilişki yürütenlerle empatik yönünüz gelişebilir.

Görmediğimiz şeye inanabiliyorsak aşık da olabilir miyiz? Aşk ille de fiziksel dokunmaya ihtiyaç duyar mı? Sanal bile olsa yaşattığı hisler, mutluluk, haz gerçek midir? Acısı gerçek midir? Gerçek olan nedir? Gerçek ille de görmeyi, dokunmayı gerektirir mi? Gerçek nedir?

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL