anKARA´NIN ARDI: KOCAMAN BİR BOŞLUK!

 Hiç silinmeyecek kara bir lekenin tanığıyız, kurbanları da... Beden bütünlüğümüzün korunmuş olması, ruhsal enkazın olmadığını göstermez! İnsanlık tarihinin, ortak hafızanın, insanlığa dair bütün iyi olunmamaların, çöplüğe gömüldüğü; ‘insanoğlunun’ suçlanacağı tarihtir 10 Ekim!

Ekim başlarıydı 2015´in Ankara yolculuğuna hazırlandığımda. Emek, Barış Mitingi yapılacaktı, çeşitli STK ve Partiler öncülüğünde ve de katılımıyla. Açıköğretim öğrencisiyim, biraz da fazlaca çalışkanım sanki ki kayıt yenilemenin son gününün yola çıkacağımız güne denk geldiğini sonradan öğrenip, gidemeyecektim. Gidememek; hâlen içimde koca bir acı yumağıdır günden güne büyüyen ... Belki de nefes alıyor olmanın utancı kimbilir?

Gidebilmiş olsaydım, bu yazıyı okuyor olur muydunuz, orası kocaman bir muamma! Gideceğim otobüsten iki kişi şuan aramızda yoklar…

Cumartesi saat sabah 11.30´da, telefonuma bildirimler delice düşmeye başladı (rahatsız etmeyin modundaydı), büyük bir kaygı ve korkuyla tele sarıldım. Okuduklarıma anlam veremeden, panikle beraber gitmeyi planladığımız gruptan arkadaşları aramaya başladım. Kimisine ulaşılamıyor, kimi de meşguldü. Bu olup bitenler toplasan 1-2 dakikalık bir süreci kapsar, çaresizlik hissi asırlara bedel gelmişti oysaki… Sonradan yakın dostum olacak kadın arkadaştan, tüm gün haber alamayacaktık, evet tüm gün... Ruh halimi tarife sözcükler yetmez... Tüm gün sosyal medyadaki bütün fotoğrafları taradım, kayıp ve yaralılar listelerini, hiç yalansız ezberlemişimdir belki de… Çaresizlik, korku, kaygılı bekleyiş insanoğlunun imtihanıdır hiç şüphesiz ...

Uzun uğraşılar sonucu ulaşabildiğimiz yine bir kadın arkadaşla, aramızda geçen dialog:
- Aslı Aslı, alo sen misin? Alo Aslı, upuzun bir sessizlik sonrası (20 saniye kadar olmalı), şok halimi anlamış olmalı ki Aslı ;
- Ece, tamam yok bir şey, sakinleş deyip kapattı... O an, sanırım en zor soruydu soramadığım; “Aslı nasılsın?” Cevabı korkuttu belki, belki yanında olup da elini tutamamanın hüznü, utancı... Adını siz koyun artık!

103 can, 103 yürek büyüğünden küçüğüne, 103 Barış sevdalısı... Yaşanabilir bir dünyanın temellerini atmak için çıktıkları yoldan, bir daha… İnsanlar ne kolay gözden çıkarıldı, ne de kolay harcandı. Canını sen vermişçesine karnında taşıyıp, hastayken başında sabahlamışsınız da, yok etme hakkına sahipmişsiniz gibi ne de kolay imzaladınız ölüm fermanlarını...

Barış, bu topraklara pahalı gelen bir kelime. Barış, bu toprakları sıtmaya, alerji nöbetlerine tutan bir isim . Barış, tiranların korkulu rüyası, yok oluşları... Refaha, dostluğa, sevgiye, kardeşliğe, yaşanabilir bir dünyaya, sömürünün sonuna, adalete açılan kapıdır: Barış! Karanlığınızın sonunun anahtarıdır aynı zamanda Barış!

3 yıldır hayatları dondu 103 evin, güneşi hissetmez oldular belki de kapılarını hunharca ölüm çalalı... Her güne sevgisiz, adaletin yerini bulamayacağını bilerek uyanmanın, umutsuzluğun dipsiz kuyularında yaşamanın ne demek olduğunu bilir misiniz sırça köşklerde yaşayanlar? Sesini duymadığınız, belki de hiç yollarınızın kesişmeyeceği insanların acılarına kahırlanmanın, açlık çeken insanın kaygılarını duyumsayıp, boğazlarınız düğümlenir mi? Barış ve Emek demek için yola çıkan insanlardan, bunca korkunuz; hak ettiğimiz payı istemek, haklı olduğumuzu bilmeniz, emektârların üzerindeki kâmbur olduğunuzun farkında olmanızdan kaynaklı... İşkembelerinizin telaşı, sizleri bunca gözü dönmüş, kana susamış yapan!

Hesabınız varsa şâyetbiz yetişkinlerle. Çocuklardan ne istersiniz, ne istediniz? Çocuklar sizin kalleşliğinizin, nefretinizin hedef tahtası değil, bizlerle hesaplaşın. Çocuğa ölüm yakışmaz, ırkı, dini, dili ne olursa olsun. Çocuklara nasıl kıydınız, Veysel´ime nasıl kıydınız 10 Ekim sabahı?

Adaleti unutalıberi, davaların sonuçsuz kalacağı aşikârdı. Ceza elbet yiten canları getirmez, adilane yargılama değil 103 canın, bir kişinin burnu kanasa, hakkının aranmasını sağlar. Veyseller ölmez, yuvaların bacası tüter!

İstatistiklerden, haksızlıktan, hukuksuzluktan da bahsetmek istemiyorum, zâti ilkokul öğrencisi bile âyan-beyân olması gerekenlerin bilincindedir. Çözümlerin, saptanacak sorunları işaret edebilir!

Bu yazı, biraz iç dökmesi gibi olsun, benden aldıklarını, kattıklarını yansıtsın istedim. Kan, vahşet ve gözyaşı arıyorsanız; zâti her yanımız onlarla kuşatıldı.

Bizleri birbirimize bağlayan derin acıların açtığı yaralar. Kenetlenmemizi sağlayan, acıdan, ezilmişliğimizin getirdiği travmaların etkisi. 10 Ekim’in ardı; dayanışmaydı, derin dostlukların oluşmasıydı. Yokluklarını düşünemeyeceğiniz insanlara kucak açmaktı. O zamanların mirası olan önce birbirimizin yararlarını sardığımız, sonrasında arkadaşlığa, dostluğa, daha da ileri götürerek, anneliği-kızlığı seçtiğimiz, bir kadına da ‘Merhaba’ demekti ,10 Ekim’in ardı...

O depresif ruh hali ve acıyla, hayatımdan giden mutluluğun, yitirdiklerimizin anısına, belki de şu an yaşar olmanın utancına istinâden, derin yürek yanmasının izini ömrüm boyunca taşımak istedim. Sol elimin üstüne; “anKARA “yazdırarak ...

‘Gidenlerin ardından, kalanlar olarak ağıt yakar‘ olduk. 3 sene soğumayan yürekler, dinmeyen hasret, kurumayan gözyaşları, diktirilmeyen anıtıyla, eller böğürde türküler söyler olduk...

Etiketler:
PAYLAŞ : Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Pinterest'te paylaş Linkedin'de paylaş Tumblr'da paylaş

Bültenİmİze abone olun

KAYDOL